"Soluyarak" is not found on TREX in Turkish-English direction
Try Searching In English-Turkish (Soluyarak)

Low quality sentence examples

O zamana dek çocuklarımız bu kirli havayı soluyarak büyüyecek. Yani o gün geldiğinde.
So when that time comes… Until then, our kids will grow up breathing this polluted air.
Hayatının yarısını zehirli tozlar soluyarak geçirmişken benden kocamın mide ekşimesinden öldüğünü kabullenmemi bekliyorsunuz.
He spent half his life breathing toxic dust, and now you're trying to tell me my husband died because of heartburn.
güneşe yakınlaştığı zaman yapraklar yeşerir ve karbondioksit soluyarak atmosferdeki miktarının azalmasını sağlarlar.
as it is in our spring and summer, the leaves come out and they breathe in carbon dioxide, and the amount in the atmosphere goes down.
Baharda ve yazda olduğu gibi… kuzey yarımküre, güneşe yakınlaştığı zaman… yapraklar yeşerir ve karbondioksit soluyarak… atmosferdeki miktarının azalmasını sağlarlar.
As it is in our spring and summer, the leaves come out and they breathe in carbon dioxide, And so, when the Northern Hemisphere is tilted toward the sun.
Bu karanlığın içerisinde dünyanın içlerinde kalmış olan zehiri soluyarak 160 kg olan santimetre kare basınç da ve- 145° C deki sıcaklıkta mikroskobik canlılar yaşamakta.
In total darkness, bathed in the poison breath of the inner earth, at 3,500 lb. of pressure per square inch… and temperatures exceeding 230° Fahrenheit, lives the microscopic hyperthermaphile.
Boya kokusu soluyarak.
Breathing paint fumes.
Kimyevi maddeleri soluyarak.
Inhaling chemical fumes.
Ateşten bir çarşaf soluyarak.
Breathing a sheet of flame.
Mağarada oturup gazları soluyarak.
She would sit inside the cave inhaling gases.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And by the morning when it shineth forth.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And by the dawn when it breathes.
Jake burnundan soluyarak basıp gitti.
Jake went off in a huff.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And the morning when it extends.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And brightening morning.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And the morning when it brightens.
Burnundan soluyarak bizim kulübe geldi.
He come fussin around our place.
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha.
And by oath of the morning when it takes birth.
O gazı soluyarak ölmek istemiyorum!
I do not want to die in the gas!
Yürüyerek mi, zehirli havayı soluyarak mı?
On foot, breathing contaminated air?
Özür dilemen benim duman soluyarak boğulmamı engellemez.
Sorry" won't keep me from gagging on the smoke, from burning alive.