A WALNUT in Turkish translation

[ə 'wɔːlnʌt]
[ə 'wɔːlnʌt]
ceviz
walnut
nut
pecan
hickory
cookie
coconut
cashews
nutmeg
butternut

Examples of using A walnut in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
A walnut tree. A tree.
Bir ağaç. Bir ceviz ağacı.
give him a walnut tree.
Ona bir ceviz ağacı ver.
After all, his brain is the size of a walnut.
Zaten sonuçta beyni bir ceviz kadar.
After all their brain is the size of a walnut.
Zaten sonuçta beyni bir ceviz kadar.
Her heart's the size of a walnut.
Kalbinin büyüklüğü ceviz kadar.
Because a dinosaur's brain is only the size of a walnut.
Biz düşünemeyiz çünkü bir dinozorun beyninin boyutu cevizinki kadardır.
We can't think much, cos a dinosaur's brain is only the size of a walnut.
Biz düşünemeyiz çünkü bir dinozorun beyninin boyutu cevizinki kadardır.
Now, open it again and put a walnut in there.
Şimdi tekrar aç ve oraya bir çeviz koy.
Crack that thick skull open like a walnut?
Onun o kalın kafasını tıpkı bir ceviz gibi açsaydık?
It's your hotel, your guests want to hang their clothes. but a walnut closet is a place.
Otel senin ama konukların ceviz dolaba kıyafetlerini asmak isteyecektir.
All I'm saying is sometimes eating a walnut is preferable to getting hacked to death or set on fire during dinner.
Bazen ceviz yemek, baltayla doğranmaktan ya da yanmaktan iyidir.
Tis a cockle or a walnut shell, a knack,
Midye kabuğu ile ceviz kabuğu arası,
Marty, listen, it's your hotel, but a walnut closet is a place your guests want to hang their clothes.
Marty, dinle. Otel senin ama konukların ceviz dolaba kıyafetlerini asmak isteyecektir.
Until pretty soon, I'm gonna crack you open like a walnut. And it's just gonna get worse because this red sunlight, it's softening you up.
Çünkü bu kırmızı güneş ışığı derini yumuşatıyor ve çok yakında… seni ceviz gibi yaracağım.
I will smash your skull between them like a walnut.
kafatasını ellerimin arasında ceviz gibi kıracağım.
And last but not least, there was the surgeon who wanted to crack open Mr Blake's chest like a walnut and put in a pacemaker that he didn't even need.
Diğerlerinden daha az masum olmamak üzere, Bay Blakein göğsünü bir ceviz gibi açıp, içine kalp pili koymak isteyen cerrah.
You know if my cousin stephanie eats a walnut, Her throat shuts up faster than a filipino at a- guys!
Biliyor musun, eğer kuzenim Stephanie bir ceviz yerse boğazı bir Filipinlinin!
Maybe, but… isn't sending Albert a bit like using a sledgehammer to crack a walnut?
Olabilir, ama Alberti göndermek biraz cevizi balyozla kırmaya benzemiyor mu?
In my day, a pat on the back and a walnut went a long way. Too busy.
Ben pek başarılı değilim… Benim zamanımda sırtı bir sıvazlamak ve bir ceviz yeter de artardı
So, we're putting together a walnut bed, kind of a low-riding bed.
çok güzel Danimarka lambaları koyuyoruz. Bir ceviz yatak, alçak bir yatak.
Results: 86, Time: 0.0328

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish