GRINDING in Turkish translation

['graindiŋ]
['graindiŋ]
gıcırdayarak
öğüten
grind
gıcırtısını
squeaking
creak
grissy
ezdi
to crush
smashing
to squash
to oppress
running
squish
to stomp
trample
pre-weaned
öğütme
grind
gıcırdatıp
gıcırdatma
gıcırdatmayı

Examples of using Grinding in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Grinding his teeth.
Dişlerini gıcırdatıyordu.
Like this grinding under the skin.
Derinin altındaki gıcırtılar gibi.
Twenty-one-year-old male-- Comes in with grinding of the teeth.
Yaşında, erkek. Dişlerini gıcırdatarak içeri giriyor.
When you see tigers at the zoo, your child starts grinding his or her teeth.
Hayvanat bahçesinde kaplan gördüğünüzde çocuğunuz dişlerini gıcırdatmaya başlayacaktır.
a spice mill for grinding flaxseed.
keten tohumu öğütmek için baharat değirmeni.
Then I bring the grinding part by tonight.
O halde dövecek parçayı bu akşam getiririm.
And they were moving and grinding and moving their arms up and down each other.
Ve hareket ediyor ve birbirlerini sıkıştırıyorlardı ve kollarını kollarında aşağı yukarı gezdiriyorlardı.
I guess a little circular grinding might relax me.
Biraz dairesel sanırım taşlama benim için daha rahat olabilir.
Only the grinding hip pain will remain.
Geriye bir tek sürtünen kalça ağrısı kalacak.
Grinding his teeth and gastric ulcers point to high anxiety.
Dişlerini gıcırdatması ve mide ülseri yüksek stresi işaret ediyor.
He's grinding him.
Ona eziyet ediyor.
Engine grinding.
Motor taşlama.
I was thinking maybe we could start with something simple, like grinding on a chair.
Bence biraz daha kolay bir şeyle başlayabiliriz. Sandalye hareketleri gibi.
I did see a couple of the ladies grinding on you.
Hanımların birkaçının sana sürtündüğünü gördüm.
he loves grinding them up.
ama… babam onlara eziyet etmekten hoşlanıyor.
Grinding for a second.
Bir saniyeliğine sürtünüyorum.
And someone had taken the wheels and grinding stones out.
Biri çarkları ve değirmen taşlarını çıkarmış.
Files and grinding stone.
Belgeler ve zımpara taşı.
Kissing, grinding, everything. She started it.
O başlattı. Öpüşme, sürtünme, her şey.
Engine grinding.
MARŞA BASIYOR.
Results: 88, Time: 0.0727

Top dictionary queries

English - Turkish