COLLARBONE in Turkish translation

['kɒləbəʊn]
['kɒləbəʊn]
köprücük kemiğimi
köprücük kemiğim
kırdılar
break
to hurt
to offend
smash
crack
bust
hacking
to snap
köprücükkemiği

Examples of using Collarbone in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The most recent victim's son, Michael, broke his collarbone.
Son kurbanın oğlu Michael, köprücük kemiğini kırmış.
Broken collarbone. What is it?
Bu ne?- Köprücük kemiğim kırıldı?
We got in this big fistfight, and I broke his collarbone!
Yumruklaşmaya başladık, ve köprücük kemiğini kırdım!
I almost broke a guy's collarbone for locking me in a walk-in.
Beni dolaba kapattı diye bir adamın köprücük kemiğini kırıyordum.
Trying to step out of his briefs. He once broke his collarbone.
Bir keresinde çamaşırını… çıkarmaya çalışırken köprücük kemiğini kırmıştı.
He once broke his collarbone trying to step out of his briefs.
Bir keresinde çamaşırını çıkarmaya çalışırken köprücük kemiğini kırmıştı.
He will have an operation on that broken right collarbone.
Kırık sağ köprücük kemiğinden ameliyat olacak.
Dislocated collarbone.
Köprücük kemiğinde çıkık.
Broken collarbone and a bad headache.
Köprücük kemiğinde bir kırık ve baş ağrısı var.
Yes, Dal-geon saw the tattoo on Jerome's left collarbone.
Evet, Dal-geon Jeromeun sol köprücük kemiğindeki dövmeyi görmüş.
Didn't he break your collarbone and steal your woman?
O senin köprücükkemiğini kırıp sevgilini çalmamış mıydı?
For God's sake, somebody please He broke my collarbone!
Kemiğimi kırdı! Tanrı aşkına biri Whoya atına binmesi için yardım etsin!
You broke my cousin Davey's collarbone at that war protest down on bank street.
Bank Caddesindeki savaş karşıtı yürüyüşte, kuzenim Davein köprücük kemiğini kırmıştın.
I fell down three flights of stairs on those infernal contraptions and broke Todd's collarbone.
O şeytan icadı şeylerle merdivenden düştüm ve Toddun köprücük kemiğini kırdım.
And then when I was 12, she broke my collarbone.
Ve 12 yaşındayken, benim köprücük kemiğimi kırdı.
Lacerated spinal column, perforated liver, shattered collarbone, and one hell of a headache. cracked sternum.
Yırtık bel kemiği, çatlak göğüs kafesi… parçalanmış köprücük kemiği, delik deşik karaciğer… ve çok pis bir baş ağrısı.
I smell your perfume when you start to sweat, and then I'm kissing your neck, your collarbone.
Terlemeye başladığında parfümünü kokladım ve boynunu öptüm. Köprücük kemiğini.
Then I broke my collarbone and had a weird cast that kept my arm up like this all winter.
Köprücük kemiğimi kırdım ve kolum bütün kış alçıda böyle kaldı.
I can't figure out how you could pommel a guy that outweighs you by 100 pounds, and shatter his collarbone.
Senden 50 kilo daha ağır bir adamı alaşağı edip köprücük kemiğini nasıl kırdın, anlayamıyorum.
You know, I could have used a mom when I broke my collarbone at 12.
Biliyor musun, 12 yaşımda köprücük kemiğimi… kırdığımda, anneme ihtiyacım vardı.
Results: 111, Time: 0.0872

Top dictionary queries

English - Turkish