EARN in Turkish translation

[3ːn]
[3ːn]
kazanmak
win
to earn
to make
gain
to buy
to achieve
to be a winner
earn
ern
kazanıyor
wins
makes
earns
is gaining
kazanır
wins
earns
make
winner
hak etmek
to deserve
earn
to qualify
to justify
you
hak et
to deserve
earn
to qualify
to justify
you
haketmen
deserve
kazan
win
to earn
to make
gain
to buy
to achieve
to be a winner
kazanman
win
to earn
to make
gain
to buy
to achieve
to be a winner
kazanmam
win
to earn
to make
gain
to buy
to achieve
to be a winner
hak ettim
to deserve
earn
to qualify
to justify
you
hak etmeye
to deserve
earn
to qualify
to justify
you

Examples of using Earn in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You earn their support and we can tap into their significant resources.
Sen Onların Desteğini Kazan, Bizde Onların Kayda Değer Kaynaklarına Ulaşabilelim.
James… What, sir? earn this?
James… bunu hak et. Efendim?
Earn, you got it?
Earn anladın mı?
Get elected. Earn money or.
Para kazanır… veya seçilirdi.
It's surprising. People earn so much.
Bu çok ilginç. İnsanlar çok kazanıyor.
But you have to earn it, starting by telling us who else you talked to.
Taiden başka kiminle konuştuğunu söyleyerek başlayabilirsin. Ama bunu haketmen gerek.
I have to earn money.
Para kazanmam lazım.
Agun is something you have to earn.
Silah, senin kazanman gereken bir şeydir.
Earn a penny, spend a dollar… Oh, that's the Irish.
Bir peni kazan, bir dolar harca.
You earn it and I will pin it on you myself. Earn this.
Hak et bunu. Bunu hak et, sana ben kendim takacağım.
How much does a cook helper earn?
Yardımcı aşçı ne kadar kazanır?
I'm your son, Earn.
Ben oğlun, Earn.
when you wake up, you will earn more money.
uyandığın zaman daha fazla para kazanıyor olucaksın.
You have to earn this movie.
Bu filmi hak etmek zorundasın.
Earn some pocket money, you take her to the A&W.
Biraz cep parası kazan, onu A& Wya götür.
I have to earn much, you know?
Çünkü çok kazanmam lazım, anlarsın?
Earn it.
Hak et bunu.
The best employees earn a trip to Taiwan…- To visit our headquarters.
En iyi çalışanlar Tayvana merkezimizi ziyaret etmeye seyahat kazanır.
People ain't just nice, Earn.- Please, man.
Yapma dostum. İnsanlar sebepsiz yere iyilik yapmaz Earn.
On 43 minutes, City earn a corner.
Dakikada City korner kazanıyor. 43.
Results: 638, Time: 0.0925

Top dictionary queries

English - Turkish