GARLIC in Turkish translation

['gɑːlik]
['gɑːlik]
sarımsak
garlic
a garlica
sarmısak
garlic
sarımsakla
sarımsaklı
garlic
a garlica
sarımsağı
garlic
a garlica
sarımsağa
garlic
a garlica
sarmısaklı
garlic
sarmısağından
garlic

Examples of using Garlic in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Garlic bread, signore?
Sarmısaklı ekmek sinyor?
First I sauté garlic, oil and hot pepper, then I pan-fry the shrimp.
Önce sarımsağı ve kırmızı biber yağını kızdırırım.
Really?- You can't have enough garlic.
Sarımsağa doyamazsın.- Gerçekten mi?
The next person to offer a garlic product is gonna get one in the ass.
Bir daha sarmısaklı bir ürün öneren kıçına bir tane yer.
PEOPLE SCREAMING We also need silver, anointed water, and garlic.
Ayrıca gümüşe, kutsal suya ve sarımsağa ihtiyacımız var.
Run along my girl to the kitchen and fetch me the garlic.
Kızım mutfağa gidip bana sarımsağı getir.
I once had a guy try to make out with me after I puked up garlic bread.
Bir defa adamın teki sarmısaklı ekmeği kustuğumda yatmak istemişti.
The soup needs more garlic.
Çorbanın daha fazla sarımsağa ihtiyacı var.
Carp with garlic sauce, the first dish Uncle Wen taught me.
Sarmısaklı sazan, Wen Amcanın bana öğrettiği ilk yemekti.
Lorna, bring me the garlic.
Lorna, sarımsağı getir.
You will need tomatoes, capers and garlic.
Domatese, gebre otuna ve sarımsağa ihtiyacın olacak.
Sam, get out the garlic butter!
Sam, sarmısaklı tereyağını çıkar!
Or wood garlic to eat. You might be lucky and find some berries.
Şansımız varsa yiyecek birkaç orman yemişi veya orman sarımsağı bulurduk.
Maybe I can Photoshop my head onto the woman serving him garlic mashed potatoes.
Belki, sarmısaklı patates püresi servis eden kadının yerine kendi başımı fotoşop ile ekleyebilirim.
This isn't wood garlic.
Bu orman sarımsağı değil.
Some garlic bread, perhaps?
Sanırım biraz sarmısaklı ekmeğe hayır demez?
You might be lucky and find some berries or wood garlic to eat.
Şansımız varsa yiyecek birkaç orman yemişi veya orman sarımsağı bulurduk.
Devilish clever use of the garlic sausage.
Sarmısaklı sosisin şeytânî kullanımı.
Nobody touch Cabe's garlic bread.
Kimse Cabein sarmısaklı ekmeğine dokunmasın.
I thought Joe's, but Foley was talking about their garlic fries last week.
Joenun yerini düşünmüştüm, ama Foley geçen hafta boyu sarmısaklı patatesleri anlatıp durdu.
Results: 1439, Time: 0.073

Top dictionary queries

English - Turkish