SCHOONER in Turkish translation

['skuːnər]
['skuːnər]
schooner
uskuna
schooner
yelkenlinin
sail
the sailing
flail
ıskuna
yelkenli
sail
the sailing
flail
bir uskuna
iki yelkenli devam etti kayığı

Examples of using Schooner in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Schooner. Nice boat.
Güzel tekne. Schooner.
He's a passenger on a fishing schooner, and you know that's bad luck.
Balıkçı ıskunasında yolcu olması uğursuzluk getirir, biliyorsun.
A schooner is a sailboat, stupid-head.
Iskuna bir tekne cinsidir salak kafa.
About to board the old Santa Schooner, huh, Teddy?
Eski Noel Babanın Yelkenlisine binmek üzereydin, ha Teddy?
But we have Captain Olsen's schooner.
Ama Kaptan Olsenin ıskunası var.
And so he left the schooner on which he had embarked and continued his travels on foot.
Aslında bindiği iki yelkenli kayığı terketti ve seyahatine yürüyerek devam etti.
The schooner, your plane.
Bir tekne ve sizin uçak.
Ever ship on a schooner before? Sir.
Daha önce bir yelkenli gemide gemi var mı? Bayım.- Bayım.
Wouldn't want me to blow up my own schooner.
Kendi teknemin havaya uçmasını istemem değil mi?
In six months a schooner will sail from Nantes destined for Senegal.
Altı ay sonra Geuiletteten Senegal… istikametine gidecek bir gemi kalkıyor.
How big a schooner?
Ne kadar büyüklükte bir yelkenli?
Tell your brother to prepare the schooner.
Kardeşine söyle Guleti hazırlasın.
Blake got it off an 18th century British schooner that sank off the Antilles.
Blake onu Antillerin etrafında batan 18. yüzyıldan kalma İngiliz bir yelkenliden kesti.
I will stay with Parker tonight on the schooner. Hurry it up!
Acele edin! Bu gece iki yelkenlide Parker ile kalacağım!
A schooner bound for the Japanese coast.
Japon sahiline bağlı bir yelkenli.
Saracen to black schooner.
Saracenden siyah uskunaya.
Pirates attack Schooner Medusa!
Korsanlar, Medusa teknesine saldırdı!
On 4 July,"Yavuz" shelled the port of Tuapse, where she sank a steamer and a motor schooner.
Temmuzda'' Yavuz'' Tuapse limanını bombalayarak bir buharlı gemi ve bir motorlu uskuna batırdı.
And so… and continued his travels on foot. he left the schooner on which he had embarked.
Bindiği iki yelkenli devam etti. kayığı terketti Aslında… ve seyahatine yürüyerek.
The Eggmobile is a very rickety contraption-- it looks like a prairie schooner made out of boards-- but it houses 350 chickens.
Bu yumurtamobil denen şey döküntü bir araç. tahtadan yapılmış bir bozkır yelkenlisi gibi, ama 350 tavuğa ev sahipliği yapabiliyor.
Results: 55, Time: 0.0533

Top dictionary queries

English - Turkish