BILFIIL in English translation

actively
aktif olarak
bilfiil
etkin olarak
faal olarak
actually
aslında
gerçekten
açıkçası
doğrusu
cidden
sahiden
aslına bakarsan
de facto
fiili
fiilen
bilfiil

Examples of using Bilfiil in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Esasen insanlarla bilfiil sokaklarda, takıldıkları
We're actually interviewing people on the street,
Hâlâ bilfiil ve tutkuyla isteyeceğimi sanmıyorum. Ejderha Pilotu olmak isteyip istemediğim sorulsa.
If I'm asked if I want to be a Dragon Pilot, I still don't actively and passionately feel that I want to.
Fakat şirket bilfiil ilk milyon dolarını kazandığı zaman… kariyer tutkusu ve paranın onları sadece daha büyük gaflete… teşvik ettiği görüldü.
But by the time the company actually made its first million, the careerism and money seemed only to embolden their blindness.
Bay Lee de bilfiil bu dosyaların teslimini geciktiriyor,… bir umut müvekkili geri kazanırız diye.
And Mr. Lee are actively delaying the delivery of these files in an attempt to win the client back.
karakteristik ıslıkları bilfiil benzeşir ve çok yakın bir hale gelir.
form a social bond, their distinctive whistles actually converge and become very similar.
Elbette bu ailenizden bilfiil nefret etmeniz… ya da onları öldürmeniz gerektiği anlamına gelmez.
Hate or kill your parents. Of course this does not mean that you should actively.
Darwin bilfiil insanlar hakkında konuşup yazdı.
that Darwin actually spoke and wrote about humans.
Benim göreve getirdiğim ve güvendiğim bir insanın bu ülkeyi yıkıp yok etmek umuduyla gizliden gizliye ve bilfiil çalıştığını söylemek bana büyük bir üzüntü veriyor.
It's unfortunate for me to say that a man I appointed, a man I trusted, was secretly and actively working against this country in hopes of destroying it.
Ne yazık ki, biraz iyi oyunculuk ya da bilfiil uzun zamandır sadece oyunculuk yapıyordum.
Sadly, some of the best acting-- or, actually, the only acting-- that I have done in a long time.
Çoğunuzun bildiği gibi ordumuz ve müttefikleri D maddesinin kaynağı olan zehirli, küçük bir çiçeğin yetiştirildiği ülkelerle bilfiil savaşmakta.
As many of you know, our military and their associates are actively engaged in countries where it is believed the organic component of Substance D a small, highly toxic flower, originates.
Ben yapardım bana bir kere olsun birini bilfiil vurma fırsatını verseydin.
I would have done it… if you would give me half a chance to actually shoot someone.
Bay Başkan, müvekkilimizin çıkarlarını düzgün bir şekilde sunabilmek için bütün dava dosyalarına ihtiyacımız var,… Bay Gardner ve Bayan Lockhart bilfiil ertelemeye.
Mr. Chairman, we need all these case files so that we can properly represent the client's interests, and Mr. Gardner and Ms. Lockhart are actively delaying.
yönüm olduğunu… anlamaya başlıyorum. Babalığın bilfiil kaçındığım değil.
sort of… underdeveloped because of work. it's something I have not actively avoided.
Yukarıda gösterilmiş düzenlemelerin bilfiil kanıtladığı ise şudur:
What the above manipulations actually prove is the following:
Sonrasında yaptığım son oyun, bilgisayar oyunu sektörünü Hollywooda götürüp, birbirinden lisans almak yerine, bilfiil bir şeyin üzerinde birlikte çalışmak üzerine kuruluydu.
Then the last game I did was based on trying to get the video game industry and Hollywood to actually work together on something-- instead of licensing from each other, to actually work.
Güney Kore hükümetinin bilfiil başsavcı ve baş denetçiler aracılığıyla, varsayılan olmuştur.
through a network of agents at home and abroad, the de facto attorney general and inspector general of the South Korean government.
Ayrıca uluslararası toplumun bağımsızlık meselesi ile ilgili belirsiz tavrı, Kosovanın kuzeyindeki Sırpların, Kosova parlamentosunun egemenlikle ilgili olarak alacağı her türlü kararı reddederek, bilfiil bir ayrılma girişiminde bulunmasına yol açabilir.
International muddiness of the question of independence could also open the door for Serbs in northern Kosovo to attempt a de facto partition, refusing to honour any proclamation of sovereignty put forward by the Kosovo parliament.
Bilfiil bir cinayeti onadım.
I actively condoned a murder.
Şu an bilfiil filmin içindeyiz.
Is actually in the film right now.
Şu an bilfiil onunla uğraşıyor.
HE IS ACTIVELY ENGAGED.
Results: 97, Time: 0.0338

Top dictionary queries

Turkish - English