BRONZ in English translation

bronze
bronz
tunç
tan
bronz
bej
kahverengi
tani
ten rengi
yanmışsın
ten
tanın
solaryuma
yanık
bronzed
bronz
tunç
bronzes
bronz
tunç
tanned
bronz
bej
kahverengi
tani
ten rengi
yanmışsın
ten
tanın
solaryuma
yanık
tanning
bronz
bej
kahverengi
tani
ten rengi
yanmışsın
ten
tanın
solaryuma
yanık

Examples of using Bronz in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Yönetmelik beyaz, mavi veya bronz gömlek giyebilirsin diyor.
Ranger regs say white, blue, or tan dress shirts.
Ama Sonbaharın başları çünkü bronz olmak isterim.
But early fall so I still kind of have a tan.
Borisin bronz madalyasını rehin verdim.
I'M PAWNED BORIS' BRONZE MEDAL.
Herkes bronz dönmemizi bekliyor.
Everybody expects us to have tans.
Artık tek eksiğimiz bronz bıçak, değil mi?
Now all we need is the bronze knife, right?
Genellikle bronz ya da demirden yapılırdı.
They are made of bronze or iron.
İki bronz adam, tek bronz adamdan daha eğlenceli olur.
Two sunburned guys is way funnier than one.
Bu Bronz Çağıydı.
This was the Bronze Age.
İçinde atalarının kanını taşıyacak ve Bronz Çağı, Altın Çağına dönecek.
His ancient blood will be reborn in him and his Age of Bronze will turn to Gold.
Bronz heykeller.
They're bronze statues.
Yüzyıllardır, bronz haldeyken intikamdan başka bir şey düşünemiyordum.
For centuries I was encased in bronze. Unable to think about a thing except my revenge.
Bronz Çan kehaneti nedir?
What is the Bronze Bell Prophecy?
Neden Bronz çan çalıyor?
Why is the Bronze Bell ringing'?
Karnı bronz, bacakları demir, ayakları çamurdanmış.
The stomach was bronze, the legs were iron, the feet were clay.
Üstü siyah, bronz renkte bir araba. Plakası 7543.
It's a bronze car with a black roof, number 7543.
Bronz bir savaşçı büstünün ayağı da ortaya çıkarılmıştı.
The foot of a warrior's bust made of bronze was also discovered.
Belki Bronz Kupa olabilir.
It could be the Bronze Cup.
Bronz ama terakota pası ile tamamlayacağım.
It's bronze, but I finish it with a patina of terracotta.
Heykelleri gibi bronz bir vücut istiyor.
He wants a body of bronze, like his statues.
Hope bronz madalya kazandı.
Hope is a bronze medalist.
Results: 1895, Time: 0.0321

Top dictionary queries

Turkish - English