GIYSILERIYLE in English translation

clothes
kıyafet
elbise
giysi
giyecek
çamaşır
giy
clothing
kıyafet
giysi
giyim
elbise
giyecek
tekstil
giydirmek
dressed
elbise
kıyafet
gelinlik
giysi
giyinmek
giyim
giydir
suits
elbise
giysi
uygun
takım elbise
takım
kostümü
kıyafeti
takımını
dava
zırhı
garments
giysi
elbise
konfeksiyon
kıyafeti

Examples of using Giysileriyle in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Kutsal yerde hizmet etmek için dokunmuş giysileri -Kâhin Harunun giysileriyle oğullarının kâhin giysilerini- yapsınlar.››.
For ministering in the holy place, the holy garments for Aaron the priest, and the garments of his sons, to minister in the priest's office.
Sonra da Wynantın cesedini alıp başka bir adamın giysileriyle gömdü… şişman bir adamın giysileriyle, bizi yanlış yöne sevk etmek için.
A fat man's clothes to throw us off the track. Then he took Wynant's body and buried it with another man's clothes.
Gelmiştir ama ayı olmadığı kesin. Tüyler avcı giysileriyle veya başka bir hayvanla.
Or by another animal, but definitely not by a bear. They could have been carried on a hunter's clothes.
Gelmiştir ama ayı olmadığı kesin. Tüyler avcı giysileriyle veya başka bir hayvanla.
Or by a basajaun, Alberto? They could have been carried on a hunter's clothes or by another animal, but definitely not by a bear.
alışveriş arabasında… pahalı bir çanta, tasarımcı giysileriyle dolu bir dolapta… bitli bir ceket bulduk.
street person's shopping cart, We have a high-end handbag found in a closetful of designer clothes.
alışveriş arabasında… pahalı bir çanta, tasarımcı giysileriyle dolu bir dolapta… bitli bir ceket bulduk.
We have a high-end handbag found in a closetful of designer clothes. a jacket covered in crabs.
Sokakta yaşayan birinin alışveriş arabasında… pahalı bir çanta, tasarımcı giysileriyle dolu bir dolapta… bitli bir ceket bulduk.
We have a high-end handbag found in a closetful of designer clothes. in a street person's shopping cart, a jacket covered in crabs.
Sokakta yaşayan birinin alışveriş arabasında… pahalı bir çanta, tasarımcı giysileriyle dolu bir dolapta… bitli bir ceket bulduk.
In a closetful of designer clothes. in a street person's shopping cart, We have a high-end handbag found a jacket covered in crabs.
arabasında pahalı bir çanta, tasarımcı giysileriyle dolu bir dolapta bitli bir ceket bulduk.
high-end handbag found in a street person's shopping cart, a jacket covered in crabs in a closetful of designer clothes.
Kar için giyinip kuşandılar kışlık spor giysileriyle Beyaz Geyik Grupları için rengârenk takımlar festivallerde ışık saçacak.
They're all dressed up for snow in their White Stag ensembles for winter sportswear, colorful outfits that will light up any festive occasion.
bu kadın kendini çantasıyla, giysileriyle anlatıyordu.
tell by the clothes.
Hana Reznikovanın kıyafetlerinde, Michael Farmerın giydiği giysileriyle eşleşen hiçbir elyaf görünmüyor, Sadece pamuklu
The clothing worn by Hana Reznikova shows no fibres detected that match the clothing worn by Michael Farmer,
El sanatının giysisi olmalı, ama gerçek çıplak gitmeyi seviyor.
Craft must have clothes, but truth loves to go naked.
Giysilerim kuruyana kadar panayırda bana oyunlar oynattılar.
They made me play games in the midway until my clothes dried off.
Hani şu giysiyi bulmuştun ya?
You know those clothes you found?
Lütfen giysilerinizi değiştirin.
Please change your clothes.
Daha fazla giysiye ihtiyacım yok.
I don't need no more clothes.
Bu giysilerden bir paket yap.
Make a bundle of these clothes.
Giysilerimizi sokak kavgasına uygun giysilerle değiştirme fırsatını kaçırmak istemem.
I would really love the opportunity, to change into more street-fighting, appropriate clothes.
Biz bağnazlarda içkiye, renkli giysilere hayal kurmaya ya da şiirlere yer yoktur.
We puritans have no place for drunkenness… or colorful clothes or dreaming or poetry.
Results: 53, Time: 0.0378

Top dictionary queries

Turkish - English