IMKAN in English translation

way
böyle
mümkün
öyle
yolu
taraftan
şekilde
bir yol
imkanı
yöne
şekli
can
olabilir
edebilir
olabiliyor
edebilecek
daha
bir
yapabilir
olamaz
bile
nasıl
chance
şans
fırsat
risk
ihtimali
olasılığı
opportunity
fırsat
şans
olanak
imkanı
possibly
muhtemelen
ki
olabilir
belki
mümkün
büyük ihtimal
imkan
possibility
olasılık
mümkün
ihtimal
muhtemel
imkanı
olanağı
impossible
mümkün
imkansız
olanaksız
enabling
sağlayan
etkinleştir
sağladıklarını
olanağı
sağlar
sayesinde
potentially
potansiyel olarak
muhtemelen
olabilecek
olası
imkanlar dahilinde
potensiyel olarak
could
olabilir
edebilir
olabiliyor
edebilecek
daha
bir
yapabilir
olamaz
bile
nasıl
possibilities
olasılık
mümkün
ihtimal
muhtemel
imkanı
olanağı

Examples of using Imkan in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Yeterince uzak ve böylece kaçırmamıza imkan yok.
Far enough up so we know we cannot possibly miss them.
Bana öyle baktıkları sürece de, onları reddetmeme imkan yok.
If they even look at me, I can't resist.
Lawrence beni irfan ve imkan dünyasıyla tanıştırdı.
Lawrence introduced me to a world of culture and opportunity.
İç yüzünü kavramana imkan olmayan birşeye nasıl sabredebilirsin ki?
How could you be patient in matters beyond your knowledge?
İyi bir fikir olmamasına imkan yok.
There's no chance this wasn't a good idea.
Sıradan bir insanın bunu yapmasına imkan yok.
It can't be the act of an ordinary human being.
böylece kaçırmamıza imkan yok.
we know we cannot possibly miss them.
Dışarıda birçok imkan var. Neden?
Why? There are too many possibilities out there?
Senin bana istediğim bir şeyi vermene imkan yok.
There's nothing that you could give me that I would want.
Burada sex gürültüsü duymana imkan yok.
No chance of sex noises in here.
Doğru. Bunları bilmene imkan yoktu.
Right. You couldn't possibly know that.
Sadece anlamana imkan verdik.
Just letting you know we can.
Dışarıda birçok imkan var. Neden?
Why? There are so many possibilities outside?
Sana olan sevgimi feda edecek bir şey yapmana imkan yok.
There is nothing you could do that would sacrifice my love for you.
Evet, zaten buna imkan yok.
Yeah, well, there's no chance of that.
Bu doğru olabilir. Ancak bu resmi hayal etmiş olmasına imkan yok!
That may be true, but she couldn't possibly have imagined this!
Ama kendimi kontrol etmeme imkan yoktu peder!
Father, I couldn't control myself!
Neden? Dışarıda birçok imkan var.
Why? There are too many possibilities out there.
Seni bırakmama imkan yok.
There's no chance I'm gonna leave you.
Bu sayfalarda yazılanları yapanın bir daha uyumasına imkan yoktur.
No one could sleep who would done what was described there.
Results: 925, Time: 0.0477

Top dictionary queries

Turkish - English