KANOYA in English translation

canoe
kano
sandal
canoeing
kano
sandal
kayaking
kayak
kano

Examples of using Kanoya in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Kanoya benzer.
Are like canoes.
Yağmur mevsiminde kanoya binilmez.
You don't kayak during the rainy season.
Evet. O yüzden onları paraşüte, kanoya ya da kayaka götürüyormuş.
So he's taking them to parachute or to canoe- Yes. or to downhill-ski.
Evet. O yüzden onları paraşüte, kanoya ya da kayaka götürüyormuş.
Yes. So he's taking them to parachute or to canoe or to downhill-ski.
Bu meselenin en kısa zamanda çözülmesi için, bu görevi sana ve Kanoya veriyorum.
To settle this matter as quickly as possible. I'm assigning you and Kano.
manzaralı yürüyüş parkuru olan ve kanoya binilebilen bir park, sayılamayacak kadar çok spa merkezi,
some state park with scenic hiking trails and canoeing, an astounding amount of day spas,
Siz golf oynadıktan sonra doğa yürüyüşüne çıkacağız. Kanoya bineceğiz ve elma şırası yapmayı öğreneceğiz.
After you play golf, we're gonna go on a nature walk, canoeing, and we're gonna learn how they make apple cider.
sayılamayacak kadar çok spa merkezi, manzaralı yürüyüş parkuru olan ve kanoya binilebilen bir park.
a state park with scenic hiking trails and canoeing, astounding amount of day spas.
Kanoya uzanmış balıkları seyrediyordu.
She was lying in the canoe, watching the fish
Benin evlatlığı olan kızı Alex( Tania Raymonde), erkek arkadaşı Karldan( Blake Bashoff) kanoya binip, kazazedeleri konuyla ilgili uyarmasını ister.
Ben's adopted daughter Alex(Tania Raymonde) persuades her boyfriend Karl(Blake Bashoff) to canoe to the survivors' beach to warn them.
Evet. O yüzden onları paraşüte, kanoya ya da kayaka götürüyormuş.
Or to downhill-ski.- Yes. So he's taking them to parachute or to canoe.
Bizim için geleceklerdir. Yaran ağır, onlar bizi yakalamadan önce kanoya gidemezsin.
They will be coming for us, and you are too wounded to make it to the canoe before they catch us.
Çocuk ara sıra kanoyla balık tutmaya çıkarmış.
The boys often took a canoe out to fish.
Bir keresinde kanoyla Venezuelaya kaçmıştı ama geri yolladılar.
He escaped once in a canoe to Venezuela, but they sent him back.
Kanoyu istiyorum!- Öyle olsa iyi olur!
Better be, I want Kano.- Yes!
Kanoyu hafifletmeye yetecek kadar ağırsın.
You weigh enough to lighten the canoe all that's needed.
Kimsin sen? Kano Sanat Okulundan Koide?
Koide of the Kano Art school. Who are you?
Colton gibi birisi, kanosunu niye iskelede sürüklesin ki?
Why would a guy like colton Drag his canoe to the dock every time he used it?
Yarın sabah sekizde, Kano. Dördüncü Birimden bir adam, Evet?
Yes? Kano. Tomorrow morning at 8, a man from the Fourth Unit?
Coltonun kanosu buradaymış.
Colton's canoe washed up here.
Results: 57, Time: 0.0301

Top dictionary queries

Turkish - English