Examples of using Lekeye in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Lekeye bak.
Tıpkı belli bir açıdan… bazılarının lekeye benzediğini söylemesi gibi.
Olay yeri inceleme uzmanı değilim ama izden çok lekeye benziyor bence.
şu duvardaki lekeye… ve ben kalemimle hafifçe masaya vuruyorum.
Örneğin, 1989daki Voyager 2 yakın geçişi sırasında gezegenin güney yarım küresinde Jüpiterdeki Büyük Kırmızı Lekeye benzer bir Büyük koyu leke vardı.
Bartonın otel odasının tavanındaki lekeye ilişkin saplantısı ise, Flannery OConnorın'' Kalıcı Ürperti'' başlıklı öyküsündeki protagonistin davranışlarına benzer.
Kahnın gözüne isabet eden bir şut, gözünde şişmeye ve lekeye yol açarak karşılaşmaya çıkmasına engel oldu.
Bu arada Dembe hazır bulmuşken şu lekeye bir baktır.
Bu arada Dembe hazır bulmuşken şu lekeye bir baktır.
çarpmaya, lekeye, çatlağa, soyulmaya
Krem peynir lekeli bu dosyada olduğunu sanıyordum.
Kan lekeli, çatlak saat.
Lekenin tamamen kaplandığından emin olurdum.
Kan lekeli mavi bir ceket.
Lekeli kalmak istemiyorsan.
Lekeler… küçük damla… küçük damlalar mürekkep lekesini kirletiyor.
Üzerindeki lekenin biyolojik olduğu kanıtlandı ama DNA kuantı negatifti.
Lekeli külot benim.
O lekenin kırmızı şarap olduğunu söyledin?
Pantolonu lekeli bir kızı içeri girerken gördün mü?