OLANAKLAR in English translation

possibilities
olasılık
mümkün
ihtimal
muhtemel
imkanı
olanağı
opportunities
fırsat
şans
olanak
imkanı
opportunity
fırsat
şans
olanak
imkanı
possibility
olasılık
mümkün
ihtimal
muhtemel
imkanı
olanağı
facilities
tesis
olanak
bina
merkezine

Examples of using Olanaklar in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Bildiğin gibi olanaklar kısıtlı.
Resources, as you know, are limited.
Sanırım onu tekrar yapabilirim… Gemideki olanaklar sayesinde.
With every facility of the ship, I think I might be able to rebuild it.
Ayrıca bazı çok kullanışlı olanaklar.
And some very useful resources.
Tüm bu olanaklar.
All these resources.
CIAde ve FBIda sizde olmayan olanaklar var.
The CIA and FBI have resources you don't.
Milutinoviç, Kosovanın bütün etnik gruplara olanaklar sunan demokratik ve çok ırklı bir yer olacağı konusunda iyimser.
He is optimistic that Kosovo will be a democratic and multi-ethnic place, which will offer possibilities to all ethnic groups.
Sınırsız olanaklar. Ben her zaman Amerikanın misafirperver bir ulus olduğunu… ve her yeni vatandaşını iyi niyetlerle kucakladığını iddia etmişimdir.
It has always been my contention… that America is a welcoming nation… a country that accepts every new citizen… with an embrace of good faith. Unlimited opportunities.
Hepimiz hayatlarımızı bu hareketli alternatifler ve olanaklar hayal etme sürecinde yaratıyoruz ve eğitimin rollerinden biri yaratıcılığın bu gücünü uyandırmak ve geliştirmektir.
We all create our own lives through this restless process of imagining alternatives and possibilities, and one of the roles of education is to awaken and develop these powers of creativity.
ABnin Kalkınmadan Sorumlu Üyesi Louis Michele göre, biyoyakıt kullanımının artması başta AB şeker sanayii reformundan etkilenenler olmak üzere gelişmekte olan ülkeler için potansiyel olanaklar da yaratacak.
According to EU Development Commissioner Louis Michel, an increased use of biofuels would also create potential opportunities for developing nations, especially those affected by the EU sugar industry reform.
mekan devamlılığı ilüzyonunu korumaya çalışırken… hikaye anlatımında yeni olanaklar yaratmak için şimdi kendi istekleriyle bunu yıktılar.
preserve the illusion of continuous time and space… they now fracture it at will, creating new possibilities for storytelling.
genellikle personel için uygun olanaklar bulunmaz.
they don't have the facilities for staff, like proper houses.
kariyerleri sönmekte olanlar için birtakım olanaklar sağlamıştır.
B movies have provided opportunities both for those coming up in the profession and others whose careers are waning.
çocukları ve diğer olanaklar için okullar.
schools for their children and other amenities.
Vincent kardeşi Theoya bir mektubunda şöyle yazmıştır:'' Burada portre yapmak için gerçek olanaklar olduğuna inanıyorum.
He wrote to his brother Theo,"I believe that there are real opportunities for portraiture here.
Gerekçeleri vardı servet ve anıyı oğlunun aklına sokmak için yeterli olanaklar.
He had the motive, the means, and plenty of opportunity to implant the memory in his son.
Çünkü, kendisinin ve iş arkadaşlarının kanunları çiğnediğini itiraf etmesi için ona geniş olanaklar sundum.
Because I gave him ample opportunities to admit that he and his coworkers had broken the law.
Ama sizi uyarmalıyım; burası, sizin kalitenizde insanlara olanaklar sunar ama bu olanakların hiçbiri sınırsız değildir.
But I should warn you that this office offers opportunities. For people of your class… But they are not unlimited.
Ordu profesyonel komandolara, Türkiyedeki asgari ücretin dört katı olan 1480 dolar civarında bir aylık maaş da dahil olmak üzere ciddi olanaklar sunuyor.
The military is offering significant opportunities for the professional commandos, including a monthly wage of around $1,480-- four times higher than the minimum wage in Turkey.
toplumsal ve eğitimsel olanaklar ve kadınların karşılaştığı engeller üzerinde duruldu.
conversations focused on the economic, social and educational opportunities and barriers women face.
Uçtular ve uçtular ta ki Olanaklar Denizine… gidecek bir yer kalmayana kadar.
On and on they flew until they reached the Sea of Possibilities… where they could go no further.
Results: 79, Time: 0.032

Top dictionary queries

Turkish - English