Examples of using Park in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Ben Park Ki-joon, birkaç gün önce tanışmıştık.
Park vitesindeyken kaçmaya kalkıştığına göre sanırım ehliyetin yok.
Limuzini park ettiğiniz alan yasak bölge.
Federallerin dışarıya park edip bu konuşmayı dinlediğini mi sanıyorsun?
Otoparka park edeceğiz.
Park ücretini benim ödememi ister misin?
Arabayı buraya park edebilir miyim?
Sen de Park Chul-minsin, değil mi?
Benim için park edebilir misin?
Park alanına parkettik, uygun mu?
Park halinde 3 sinema ekranım var.
Park kamerası, Denamous Galerisi,
Saatlik, günlük ve aylık park ücretlerini standart fiyat üzerinden fiyatlandırıyorlardı.
Park manzaramızda banka oturan bir polis var.
Belki de park edene kadar beklemeliydim.
Park çevresindeki öğrenci adreslerine yoğunlaşarak alanı daraltalım.
Takip arabasını park ettiğin yeri unutma.
Arabayı park edip ormana daldık. En az dört saat yürümüşüzdür.
Sen git de aşağıdaki park yeriyle evlen, adi gerzek.
Buna inanmayacaksınız park yerineki kameralardan birinde ne buldum.