BEWILDERED in Turkish translation

[bi'wildəd]
[bi'wildəd]
şaşkın
silly
wide-eyed
goofy
confused
surprised
bewildered
puzzled
shocked
dazed
perplexed
şaşırmış
to be surprised
şaşkına dönmüştüm
içinde
within
inside
in it
in there
be
0
contain

Examples of using Bewildered in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Have you not seen them wandering and bewildered in every valley.
Görmez misin ki hiç şüphe yok, onlar, her vadide sersemce dolaşıp dururlar.
When the eye is bewildered.
İşte, göz kamaştığı.
I am bewildered and shocked.
Şok oldum ve sersemledim.
I felt dazed and bewildered.
I} Sersemlemiş ve şaşkındım.
and we were both bewildered.
ikimiz de afalladık bu duruma.
They're always a bit bewildered the day after surgery.
Ameliyatın ertesi günü daima biraz şaşkınlık içinde olurlar.
Showing today: bewildered.
Bugünkü gösteri̇m: şaşkin.
After killing your own parents? How do you expect mercy… Bewildered, the judge asked.
Aileni öldürdükten sonra… nasıI anlayış beklersin? Şaşkınlıkla sordu hakim.
Gosh, Oh Han-gyeol seems completely bewildered.
Tanrım, Oh Han-gyeol tamamen afallamış gibi.
Bewildered interns place him in the emergency room… for observation.
Kafaları iyice karışan stajyerler Zeligi -gözlem yapmak üzere-… acile yatırırlar.
Well, the boy was confused bewildered, almost terrified when he came into my office.
Ofisime geldiğinde… aklı karışık, şaşkın, neredeyse ödü patlamış bir haldeydi.
Bewildered, almost terrified when he came into my office. Well, the boy was confused.
Aklı karışık, şaşkın, neredeyse ödü patlamış bir haldeydi. Ofisime geldiğinde.
Full of desire, distracted, confused. unsteady, wavering, bewildered, We shall destroy the self-image.
İstikrarsız, tereddütlü, şaşırmış, arzu dolu, dikkati dağılmış, kafası karışmış kişilik putunu yok etmeliyiz.
In 1492, a small group of European explorers arrived on the shores of the Americas, where they were met by bewildered locals.
Yılında, küçük bir grup Avrupalı kâşif, şaşırmış yöre halkı tarafından karşılandıkları Amerika kıyılarına ulaştı.
slack-jawed, bewildered.
hayretler içinde.
You have taken this once proud and forceful man bewildered and floundering in a sea of doubt.
Şaşkın ve iradesiz birine çevirdin. Bir zamanlar gururlu
staring back, slack-jawed, bewildered, wondering if this is what you actually asked for.
hayretler içinde asıl istediğinizin bu olup olmadığını merak ediyorsunuz.
Bewildered and floundering in a sea of doubt.
Şaşkın ve iradesiz birine çevirdin.
Bewildered and floundering in a sea of doubt.
Şaşkın ve iradesiz birine çevirdin.
Hello mam. Bewildered eyes in which there was something insane, something which you dare not look.
Şaşkın gözlerinin içinde delirmiş, bakmaya cesaret edemeyeceğin bir şey vardı. Merhaba hanımefendi.
Results: 104, Time: 0.0556

Top dictionary queries

English - Turkish