BOOTLEGGER in Turkish translation

['buːtlegər]
['buːtlegər]
içki kaçakçısı
ayyaş
drunken
lush
a drunk
sot
wino
rummy
twizz
drunk
boozer
boozy
i̇çki taciri
korsancıları
pirate
hacker
buccaneer
piracy
bootleg
hack
hijackers
i̇çki kaçakçısı
içki kaçakçısıyla

Examples of using Bootlegger in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I feel like a Chicago bootlegger.
Kendimi Chicagoda bir içki kaçakçısı gibi hissediyorum.
You wanna work for a bootlegger?
Bir kaçakçı için mi çalışmak istiyorsun?
Where's the Bootlegger?
Kaçakçı nerede?
I would consider him a major bootlegger.
Onu büyük bir içki kaçakçısı kabul ederim.
That bootlegger did get stomped out at Flash's jam.
O kaçakçı Flashin kaydına el koymuş.
The old bootlegger roads.
Eski kaçakçıların yolları.
You know Horton, the bootlegger?
Kaçakçı Hortonu tanıyor musunuz?
A gambler and a bootlegger with ties to the narcotics trade.
Uyuşturucu ticareti ile bağı olan bir kumarbaz ve kaçakçıydı.
He's a dirty, lying bootlegger!
O, pis, yalancı bir içki kaçakçısı!
What are you, a retired bootlegger?
Nesin sen, emekli içki kaçakçısı mı?
Drive in, bootlegger.
İçeri gir kaçakçı.
I used to date this well-to-do ugly bootlegger. Before I met Amos.
Amosla tanışmadan önce zengin ama çirkin bir içki kaçakçısıyla çıkıyordum.
This sawed-off shotgun belonged to a local bootlegger.
Bu kısa av tüfeği yerel bir kaçakçıya aitmiş.
During prohibition, colorful canadian bootlegger Hugo Callahan"opened the Hideaway as a place to entertain lady friends"far from his wife's prying eyes.
İçki yasağı sırasında, Kanadalı içki kaçakçısı Hugo Callahan Kır Evini karısının gözlerinden uzakta kız arkadaşlarını eğlendirmek için yapmış.
This cornered, frightened bootlegger… gave information that pointed suspicion towards a man named Tomek Zaleska.
Bu köşeye sıkıştırılmış, korkutulmuş içki kaçakçısı şüpheleri Tomek Zaleska adında biri üzerine toplayan bir ifade vermişti.
It was thought that his pro-Nazi father, Joseph P. Kennedy, the bootlegger, the speculator, would guarantee that Kennedy would be obedient to the establishment.
Nazi destekçisi, içki kaçakçısı, spekülatör bir babanın oğlu olması, Kennedynin kurulu düzene sadık olacağının garantisi olarak düşünülmüştü.
Happy New Year.[Scorsese] This was the gripping saga of a war hero turned bootlegger… and his downfall after the stockmarket crash.
Film, piyasaların çöküşünden sonra bir savaş kahramanının içki kaçakçısına dönüşümünün ve kendi felaketinin ilginç hikâyesini anlatıyordu.
The public is beginning to look upon the a modern crusader who deals in bottles instead of battles. bootlegger as an adventuresome hero.
Halk, içki kaçakçılarına maceraperest kahramanlar olarak bakıyor… savaş yerine şişeler kullanan modern bir asker.
Some big bootlegger?
İçki kaçakçısı falan ?
Where's our bootlegger?
Kaçakçımız nerede?
Results: 145, Time: 0.0503

Top dictionary queries

English - Turkish