DROOPY in Turkish translation

sarkık
saggy
floppy
flabby
droopy
flaccid
pouty
hanging
baggy
sagging
loose
düşük
low
miscarriage
less
small
slim
lowly
minimal
nominal
minimum
inferior
droopy
mahzun
sad
grieve
mournful
droopy
regret
sarkmış
hanging

Examples of using Droopy in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
We brought Droopy back.
Droopyyi geri getirdik.
I look droopy like him.
Onun gibi umutsuz görünüyorum.
Cold and droopy!
Soğuk ve bayat!
She will get drowsy and droopy.
Mayışacak ve halsiz düşecek.
This one's a little droopy and the branches are a little spindly
Bu biraz sarkık… ve dalları biraz zayıf…
And there's no face. This one's a little droopy and the branches are a little spindly.
Bu biraz sarkık… ve dalları biraz zayıf… ve hiç surat da yok.
is one lid kind of droopy?
şu göz kapağı düşük bakanlardan mı?
powerful all-knowing Droopy.
herşeyi bilen Droopy ile görüşürsün.
there's no face. This one's a little droopy.
dalları biraz zayıf… Bu biraz sarkık.
little light on proper tattoo supplies, so it kinda looks like a clown with a droopy penis.
hücre arkadaşım gerekli dövme malzemelerinin hepsini bulamayınca penisi sarkmış bir palyaçoya benzedi.
I am not asking you to, but he now has double vision, trouble swallowing, a droopy eyelid, and a fading voice.
Senden bunu istemeyeceğim, sadece soruyorum. Çifte görmeler yutkunma sorunu, baygın gözler, sarhoş gibi bir ses tonu.
Now they're droopier.
Şimdi sarkıyorlar işte.
Don't want no droopy eyes.
Sarkık bir popo istemiyorum, çökmüş gözler istemiyorum.
Yes. The droopy thing is Mike.
Bu baygın tip de Mike. Evet.
How about my stupid maid with a droopy chin?
Sarkık çeneli salak hizmetçiye ne dersin?
And there he is, his droopy little eyes up here.
Ve işte orada. Mahsun küçük gözleri de burada.
A bit droopy. And the lovely braid on the side.
Şİrin burun, ve iki tarafa sarkmış saç örgüsü.
Cheap suit and the… The bad breath and the droopy eyes.
Ucuz bir takım kokan bir nefes ve yorgun gözler.
Everything starts feeling droopy. And we get all cold, shivery and.
Ve her şey üzgün gibi gözükmeye başlar. Üşürüz, titreriz.
the yellow skin and the droopy cheeks.
sararmış derisine…-… ve çökmüş yanaklarına bakın.
Results: 109, Time: 0.0539

Top dictionary queries

English - Turkish