LIFE SPAN in Turkish translation

[laif spæn]
[laif spæn]
ömrü
life
lifetime
to live
lifespan
rest
yaşam süresini
hayat süresi
yaşam süresi
ömrünü
life
lifetime
to live
lifespan
rest
ömür
life
lifetime
to live
lifespan
rest

Examples of using Life span in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I'm going to try to increase the life span of every single person in this room by seven and a half minutes.
Bu odadaki her bir insanın yaşam süresini yedi buçuk dakika artırmaya çalışacağım.
It was every man's fantasy to be kept by a woman whose skirt is as short as the life span of the man that she chooses.
Her erkeğin hayalidir. Etek boyu seçtiği adamın ömrü kadar bir kadının kapatması olmak.
Medicine has lengthened the life span, but the food supply remains fairly static. and people live longer.
İlaç, insanların yaşam süresini uzatıp, onların daha uzun süre yaşamasını sağlıyor.
Due to gridlocked streets, the fires had a larger head start full understanding of what kind of toxins-- their life span, the full effects are still being determined.
Gerekli olan sokaklar tamamen kapatıldı Yangınlar büyük bir başlangıç çok iyi anlamalı Ne çeşit bir toksin-- onların hayat süresi, tam etkisi oluşuyor.
Got a life span of two weeks, tops. Oh, come on, this whole West Side Story thing's.
Bu Batı Yakasının Hikayesinin en fazla iki haftalık ömrü var.
Well it's impossible to know the max life span of a clone in a completely different environment.
Bir klonun tamamen farklı bir ortamdaki… yaşam süresini bilmek imkânsız.
The fires had a larger head start… full understanding of what kind of toxins-- their life span.
Yangınlar büyük bir başlangıç… çok iyi anlamalı Ne çeşit bir toksin-- onların hayat süresi.
Consider the life span of the average human, then subtract all the minutes we waste in meaningless formalities.
Ortalama bir insanın ömrünü düşünün, sonra anlamsız formalitelerde harcadığımız tüm dakikaları çıkarın.
Then subtract all the minutes we waste in meaningless formalities. Consider the life span of the average human.
Ortalama bir insanın ömrünü düşünün, sonra anlamsız formalitelerde harcadığımız tüm dakikaları çıkarın.
I'm going to try to increase the life span of every single person in this room by seven and a half minutes.
Bu odadaki her bir insanın yaşam süresini yedi buçuk dakika artırmaya çalışacağım.
President Ma's administration is attempting to extend the life span of the first and the second nuclear power plants.
vatan için umutlarına karşılık, Başbakan Ma yönetimi birinci ve ikinci nükleer enerji santrallerinin ömrünü uzatmaya hazırlanıyor.
At the time they made her, they had no idea what her life span was gonna be.
Onu yaptıklarında, yaşam süresinin ne kadar olacağı hakkında hiç bir fikirleri yoktu.
mating patterns, and life span were factors in the desire
çiftleşme tarzları ile yaşam süreleri, evcilleştirme çabalarında
From what we have been able to translate so far he wanted to know how humans evolve,… so he shortened the life span to about 1/250th of normal.
Şimdiye kadar çevirebildiğimiz kadarıyla insanların nasıl evrim geçirdiğini öğrenmek istemiş,… ve hayat süresini kısaltmış normalin 250de 1ine.
Despite saving her from being sacrificed, she still dies due to having an artificially short life span, but not before she tells Ren that she also loves him.
Onu ayinden kurtarmış olsa bile, kısa bir hayat süresine sahip olduğu için kız ölür, ama ölmeden önce Rene onu sevdiğini söyler.
A life span for a woman these days is, uh, over 70. She's 75. Well, that's still relative.
O 75. olduğunu Peki hala göreceli, 70. üzerinde Bir kadın bu gün için bir ömrü, ah, olduğunu.
The life span of the empire was more than six centuries, and the maximum territorial extent,
İmparatorluğun ömrü altı asırdan fazlaydı ve 16. yüzyılın ikinci yarısında iktidarının zirvesindeyken,
No, what's not funny is that I have to spend every last minute of my very short life span in a hospital-- hospital smell, hospital people, hospital food-- so… I bailed.
Hayır, asıl komik olmayan şu kalan kısacık ömrümün her bir son saniyesini hastanede geçirmek zorunda olmam o hastane konusuyla, hastane çalışanlarıyla, hastane yemekleriyle kefaletle serbest kaldım.
Life span, shorter.
Ömrüm daha kısa.
A short life span.
Kısa yaşam ömrü.
Results: 294, Time: 0.0501

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish