LIFE in Turkish translation

[laif]
[laif]
hayat
life
live
yaşam
life
live
survival
vital
can
life
soul
die
dear
perish
oh
ömür
life
lifetime
to live
lifespan
rest
canını
life
soul
die
dear
perish
oh
life
fiber
fibre
loofah
washcloth
the filament
fibrous
roughage
hayatını
life
live
hayatı
life
live
hayatın
life
live
yaşamı
life
live
survival
vital
yaşamın
life
live
survival
vital
yaşamını
life
live
survival
vital

Examples of using Life in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
she will die there, because she was sentenced to life without parole.
şartlı tahliyesiz ömür boyu hapis cezası almıştı.
Fighting over life jackets. There was all these monkeys playing around, laughing, wearing little monkey sailor hats, having fun, singing.
Tüm o maymunlar etrafta oynuyordu, gülüyordu eğleniyorlardı, şarkı söylüyorlardı, küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
Applications for field work often need a tablet PC that has rugged specifications that ensure long life by resisting heat, humidity, and drop/vibration damage.
Arazi çalışmaları için uygulama sıklıkla, ısı, neme ve düşme/ titreşim hasarına direnerek uzun ömür sağlayan sağlam özelliklere sahip bir tablet PCye ihtiyaç duyar.
Wearing little monkey sailor hats… fighting over life jackets. There was all these monkeys playing around, laughing, having fun, singing.
Tüm o maymunlar etrafta oynuyordu, gülüyordu eğleniyorlardı, şarkı söylüyorlardı, küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
To hurl recriminations at you, be my guest! But if you want to support a stranger all your life who will later grow up.
Ama büyüdüğünde sana suçlamalarda bulunacak bir yabancıyı… ömür boyu beslemek istiyorsan keyfin bilir.
wearing little monkey sailor hats, fighting over life jackets. having fun, singing.
küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
impression that… once I have granted them a favor, they're indebted to me for life.
onlara bir iyilik yaptığım için… bana ömür boyu borçlu olduklarını düşünürler.
wearing little monkey sailor hats, fighting over life jackets.
küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
wearing little monkey sailor hats… fighting over life jackets.
küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
Floating around in the middle of the ocean in their life jackets sipping martinis. When they arrived, they found these two literary geniuses.
Geldiklerinde, bu iki avanağı okyanusun ortasında, üzerlerinde… can yelekleri, martinilerini yudumlarken bulmuşlar.
Wearing little monkey sailor hats… fighting over life jackets. laughing, having fun, singing, There was all these monkeys playing around.
Tüm o maymunlar etrafta oynuyordu, gülüyordu eğleniyorlardı, şarkı söylüyorlardı, küçük maymun denizci şapkaları takıyorlardı, can yelekleri için kavga ediyorlardı.
That's a really big one. And the second thing I learned was that I knew, with profound certainty, that this is exactly what I was going to do for the rest of my life.
Ve öğrendiğim ikinci şey ise hayatımın geri kalanında yapacağım şeyin bu olduğunu büyük bir kesinlikle biliyor olmamdı.
I have spent my whole life chasing things which I thought were valuable,
Yaşamımı değerli olduğunu sandığım şeyleri kovlayarak geçirdim. Oysa gerçekten en değer
Okay. The only reason that I'm going is because if I don't, I'm afraid I'm gonna spend the rest of my life curled up in the fetal position on your couch.
Tamam, gidecek olmamın tek nedeni, gitmezsem eğer hayatımın geri kalanını senin kanepenin üzerinde cenin pozisyonunda kıvrılarak geçireceğimden korkuyorum.
Marcus Payne is fighting for his life, under Dr Patterson's care,
Marcus Payne Dr Pattersonun bakımı altında hayatıyla mücadele ediyor,
So what is the requital of those of you who do that except disgrace in the life of this world? And on the Day of Resurrection, they shall be
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir;
The letter threatening my life, unless I pay $10,000 by the first of the month to some man by the name of Antonio Bertani.
Yaşamımı tehdit eden mektup, ayın ilk günü Antonio Bertani adlı birine$ 10.000 ödemediğim takdirde.
I have spent my life in the study of… Miss Borotyn,
bütün yaşamımı üzerinde çalışarak geçirdiğim… Bayan Borotyn,
I have spent my life in the study of, uh?
bütün yaşamımı üzerinde çalışarak geçirdiğim… Bayan Borotyn, bize müsaade eder misiniz lütfen?
The Life Box-- you're gonna be getting a DVD of the TED conference-- you add soil,
TED konferansından sonra DVDsini alabileceğiniz Life Boxın içindekilerle toprak ve su ilave ederek, mikorizal ve endofitik mantar ve spor elde edebilirsiniz;
Results: 116274, Time: 0.056

Top dictionary queries

English - Turkish