SHATTERED in Turkish translation

['ʃætəd]
['ʃætəd]
parçalanmış
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
paramparça
break
rip
crush
apart
shattered
falling apart
torn
in pieces
smashed
torn apart
kırık
fracture
break
busted
cracked
shattered
kırdı
break
to hurt
to offend
smash
crack
bust
hacking
to snap
mahvolmuş
ruins
to be devastated
parçalandı
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
parçalanan
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
kırıkları
fracture
break
busted
cracked
shattered
parçalanır
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
kırdım
break
to hurt
to offend
smash
crack
bust
hacking
to snap

Examples of using Shattered in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Broke this arm, shattered that ankle.
Bu kolumu ve şu bileğimi kırdım.
The bone was cracked, wasn't pierced or shattered.
Kemik çatlamıştı. Sivri uçlu ya da kırık değildi.
No, shattered.
Hayır mahvolmuş.
No, really. The musket ball shattered my office window.
Hayır, gerçekten. Tüfek topu ofisimin camını kırdı.
The mark on my back, the shattered mirror?
Arkamdaki iz, parçalanan ayna?
The meat shattered like ice.
Et buz gibi parçalandı.
broke this arm, shattered that ankle.
şu bileğimi kırdım.
There's shattered glass in the parking lot. The door's ajar.
Kapı açık ve otoparkta cam kırıkları var.
They're in a black SUV. No rear plate, shattered rear window.
Arka plakası olmayan ve arka camı kırık bir SUV ile kaçtılar.
Shattered his skull with an ax. Ketill's father.
Ketillin babası, onun kafatasını baltayla kırdı.
My phone's shattered.
Benim telefonum parçalandı.
there's shattered glass in the parking lot.
otoparkta cam kırıkları var.
Broken computers, chairs through windows, shattered beakers.
Kırılan bilgisayarlar, pencereden atılan sandalyeler, kırık deney tüpleri.
Audrey shot her, she shattered.
Audrey onu vurdu, o da parçalandı.
Busted furniture and shattered glass everywhere.
Her yerde parçalanmış mobilyalar ve cam kırıkları.
No plate, shattered rear window.
Plakasız, arka camı kırık.
The vase fell to the floor and shattered.
Vazo yere düştü ve parçalandı.
To shattered hips and shattered dreams.
Kırık kalça ve kırık hayallere.
And then the sky just shattered.
Sonra gökyüzü parçalandı adeta.
A gurney landed on you, the sunroof shattered on your head.
Sedye üzerinize düştü. Açılır tavan başınızın üzerinde parçalandı.
Results: 478, Time: 0.063

Top dictionary queries

English - Turkish