SMALL-TIME in Turkish translation

küçük
little
small
young
tiny
minor
junior
petty
önemsiz
important
importance
care
value
significance
emphasis
matters
of that magnitude
priority
big
ufak çapta

Examples of using Small-time in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
In their eyes I'm a second-rate, small-time operator.
Onların gözünde ben ikinci sınıf önemsiz bir işletmeciyim.
She didn't say that. Small-time capitalist.
Öyle demedi. Küçük kapitalist.
I picked the rodrigo case for you to look into-- small-time dope dealer.
Senin araştırman için Rodrigo dosyasını seçtim- Ufak çaplı uyuşturucu satıcısı.
Loves dating models and small-time actresses.
Flört modellerini ve küçük aktrisleri sever.
Car thief, small-time crook, drugs, bad checks, alcoholism.
Araba hırsızlığı, ufak çapta sahtekârlık, uyuşturucu,… karşılıksız çek vermek.
A small-time dealer like you?
Senin gibi ufak çapta bir satıcı?
Small-time drug enforcer from back east.
Kuzeydoğudan ufak çapta uyuşturucu tatbik edici.
Small-time.
Ufak çaplılar.
Max Liston, small-time Seattle contractor,"gets big break.
Max Liston, kısa zamanlı Seattle müteahhidi büyük iş yapıyor.
Small-time operation.
Ufak bir operasyon.
I would tell you, but you would say it was small-time.
Size anlatırdım ama küçük çapta olduğunu söylersiniz diye düşündüm.
Small-time bookie.
Ufak-çapta bir bahisçi.
Small-time thief.
Küçük çaplı bir hırsız.
Small-time pimp daddy.
Küçük çapta bir pezevenk.
He's small-time.
O ufak mesele.
Small-time things, like meat.
Kısa zamanlı işlerdi, et gibi mesela.
Small-time con men like you only care about themselves.
Senin gibi ufak dolandırıcılar kendinden başkasını umursamaz.
Small-time thief, bunch of petty crimes.
Kısa süreli bir hırsız. Birkaç adi hırsızlık yapmış.
Bad news for a small-time player like Tyler.
Tyler gibi küçük çaplı bir oyuncu için kötü bir haber.
Ray Donald Swann… small-time drug dealer, witnessed a double murder.
Küçük çaplı uyuşturucu satıcısı, çifte cinayete tanık olmuş.
Results: 152, Time: 0.0459

Top dictionary queries

English - Turkish