SNIVELING in Turkish translation

sümüklü
snot
booger
mucus
slime
goo
mucous
snots
ağlamayı
cry
weep
tears
cryin
whining
boo-hoo
zırlayan
whining
ağlak
whiny
crying
maudlin
crybaby
weepy
crier
mushball
sniveling
sad

Examples of using Sniveling in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Sniveling again? It's just a runny nose?
Sadece nezle. Yine mi sızlanıyorsun?
Larry, the sniveling middle child.
Larry, sızlanıp duran ortanca çocuk.
Your sniveling little brother sold us out.
Küçük yaltak kardeşin bizi sattı.
Sniveling, snobbish, stupid runts.
Ağlayıp sızlanan, burnu havada, aptal çocuklar.
Why the sniveling?
Ağlayıp sızlanmak niye?
All that sniveling, and now you smile?
O kadar ağladın ettin de şimdi mi gülüyorsun?
Like the pathetic, sniveling coward that you are.
Acikli mizmiz bir korkak gibi.
Your sniveling little brother sold us out.
Küçük yaltak kardeşin bizi satışa getirdi.
The dirty, sniveling liar. Oh, the liar.
Kirli, titreyen yalancı. Ah, yalancı.
Excuse for a man. Or Edward's fault for being such a sneaking sniveling.
Sinsi, ağlayıp zırlayan bir erkek olman da Edwardın suçu.
Now stop that sniveling. John's a meddler.
Şimdi ağlayıp sızlanmayı kes. John her işe burnunu sokuyor.
Stop sniveling.
Sızlanıp durma.
Humiliating yourself, sniveling, praying?
Sızlanıp, dua ediyorsun! Kendini aşağılayıp?
All for some sniveling Christian.
Hepsi biraz hırıltılı Hıristiyan için.
One sniveling boy… and you have to lose him!
Bastıbacak bir oğlan ve sen onu elinden kaçırıyorsun!
Stop sniveling.
That flinty steel-eyed stare that makes those men turn into sniveling little girls.
O zalim çelik gibi bakışlarla ağlayan küçük kızlara döndüler.
Stop sniveling, mother. yes, i heard her.
Evet, duydum. Ağlayıp sızlanmayı kes anne.
Now stop that sniveling. John's a meddler.
John her işe burnunu sokuyor. Şimdi ağlayıp sızlanmayı kes.
That makes those men turn into sniveling little girls. That flinty, steel-eyed stare.
O zalim çelik gibi bakışlarla ağlayan küçük kızlara döndüler.
Results: 75, Time: 0.0503

Top dictionary queries

English - Turkish