BASMAK in English translation

press
medya
basin
basın
basına
bastır
baskı
tuşlayın
gazeteciler
basınının
presin
to print
yazdırmak
baskıya
basmak
basacak
bastırmak
basarlardı
basmamızı mı
stepping
basamak
üvey
aşama
adım
çekil
adımını
çekilin
bas
çıkın
öne
push
itmek
zorla
itip
ıkın
bas
bastır
itekle
bastığımda
tread
lastik
davran
izi
bas
yürü
adımlarla
ayak
to hit
vurmak
çarpmak
vuracak
dövmek
soymaya
saldırmak
saldırıp
basmak için
pressing
medya
basin
basın
basına
bastır
baskı
tuşlayın
gazeteciler
basınının
presin
step
basamak
üvey
aşama
adım
çekil
adımını
çekilin
bas
çıkın
öne

Examples of using Basmak in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Nora düğmeye basmak zorundasın.
Nora… you have to press the button.
Hey, ben sadece bir polise basmak istedim. Oh.
Oh… Hey, I just always wanted to hit a cop.
Yükseklere tırmanmak birilerinin üzerine basmak demektir.
Means stepping on things. Climbing high up….
Ama tuşlara rasgele basmak ne yapar bilmiyoruz.
We don't know what pressing buttons randomly will do, so But.
Endicottun nasırına basmak zorunda kalsak bile!
Even if we have to step on Endicott's toes?
Hafifçe basmak?
Tread lightly?
Kapağa basmak için 2 günün var.
You have two days to print for cover.
Eyvah.- Nora düğmeye basmak zorundasın.
Uh-oh.- Uh, Nora… you have to press the button.
Altına bakarken yakalanmak üzüme basmak gibi.
Getting caught under that would be like stepping on a grape.
Ama tuşlara rasgele basmak ne yapar bilmiyoruz.
But, you see, we don't know what pressing buttons randomly will do.
Koreye yeniden ayak basmak istiyorsan dinle.
Listen, if you wanna step foot in Korea again.
Fahişelerin ilanlarını basmak için eski kağıtları kim kullanır ki?
Who's using the old paper to print ads for hookers?
Tamam.- Suya basmak zorunda mıydık?
Okay.>> did you have to tread water?
Eyvah.- Nora düğmeye basmak zorundasın.
Nora…- Uh-oh. you have to press the button.
İçi seninle dolu bir diş macununa basmak gibi bir şey bu.
It's like stepping on a full tube of toothpaste with you.
Ama fotoğraf çekmek, sadece düğmeye basmak demek değildir.
But taking a photograph doesn't mean just pressing the button.
Yani, ilerlemek için illa birilerinin üzerine basmak zorunda mıyım?
So, I have to step on people to get ahead?
Şimdi eğer bu hikayeyi basmak istiyorsan hiç durma.
Now, you want to print that story, you go right ahead.
Bir telefon çıkarıp birkaç tuşa basmak çok zor olur.
That's too much trouble, to pick up a phone and press a few buttons.
Sence o… Hafifçe basmak?
Tread lightly? Do you think he'll,?
Results: 235, Time: 0.0546

Top dictionary queries

Turkish - English