Examples of using Surattan in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Kartın arkasında Bangalore Müzesi vardı. Surattan mücevherleri çaldığında.
Sen ve annenin canı cehenneme, Surattan Reshmaben Patel buraya İngiliz olmak için büyük umutlarla geldi.
Sen ve annenin canı cehenneme, Surattan Reshmaben Patel… buraya İngiliz olmak için büyük umutlarla geldi.
Artık bana vali Cullen demiyorlar o yüzden artık şu asık surattan kurtulalım.
Çocukları için, Henry Meyerwitz bir babadan daha çok reklam panolarındaki surattan ibaretti.
Daha önce söylediğimin aksine çirkin değillerdi ve benzerlikler surattan ziyade vücutlardaydı.
İlk Bağdadi Yahudisi Joseph Semah Mumbaiye Surattan 1730da geldi, Bene Israele bağlı ilk üye ise 1749da Konkandan gelip yerleşti.
Lordun suratının üzerine… bir baltanın gölgesi düşmüştü.
Evet, böyle bir suratım olsa, ben de sinirli olurdum.
Öyle bir suratım olsaydı sanırım ben de maske takardım.
Bu çirkin suratla starlığın yanından bile geçemezdim.
Önce o kaltağın suratındaki gülümsemeyi söküp atacağım.
Merhametimi diliyorsan suratının ortasındaki o koca deliği kapatıp beni dinle.
Kıçında bir keçi, suratında birisinin koltuk altı.- Korkunç muydu?
Ayrıca sen de suratındaki şu tuhaf kedi sırıtışını sil.
Ben mi? Suratıma bak, beni tanımıyorsun.
Ben mi? Suratıma bak, beni tanımıyorsun.
Ben mi? Suratıma bak, beni tanımıyorsun.
Adamın birisini suratından vurdum diye… benden silah mı istiyorsun yani?
Adamların suratına kırmızı bir haç işareti çizilmişti.
