Examples of using Taze in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Bu sabahın taze sütü.
Patatesin içine biraz taze sarımsak ekledim.
Biraz temiz hava alayım diye. Bir de Nadinein mezarına taze çiçekler koyayım diye.
Sabah çiği kadar taze¶.
Görünüşe göre, taze ölü olduğundan,
Yeni doğan güneş, taze hava ve yeni bir dürüstlük getirdi.
Haydi, taze bir bal açıp bunu kutlayalım!
Taze olmasını istiyorsan, tokat atman lazım.
Taze kesme, daha da ödeme.
Onun teni, taze toplanmış buğdayın renginde.
Çiftlikte büyürken bunlardan daha taze sebzeler yemişsindir.
En taze, en parlak bağlar… İhtiyacım olan onlardı.
Evet. daha önce sana taze sebze istediğimizi söylemiştik.
Taze et için kırmızı bir dilim ve hızlı bir kan akışım var.
Çiftlikte büyüdüğüne göre herhalde bundan daha taze sebzeler yiyordun, Greg.
kahve her zaman taze. Evet doğrudur.
Taze yeşillikler, çay
Kırlardaki papatya bile senin kadar taze değil.
Taze fasulye sulu ve igrenc.
Taze değilse zehirlidir.