BORED in Turkish translation

[bɔːd]
[bɔːd]
sıkıcı
dull
tedious
lame
dreary
tiresome
stuffy
boring-ass
drab
boring
annoying
sıkkın
upset
bored
's bothering
depressed
moping
bad
iwould
sıktı
to shake
squeeze
to bother
to bore
to wring
tighten
clench
boring
to spray
sıkıntıdan
trouble
problem
distress
boredom
hardship
nuisance
bother
fine
adversity
inconvenience
bıkkın
jaded
bored
disgusted
is tired
frustrated
be exasperating
weary
are fed up
sıkılıyordu
sıkılıyorlar
sıkıntılı
trouble
problem
distress
boredom
hardship
nuisance
bother
fine
adversity
inconvenience
bunalmıştı

Examples of using Bored in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
His long speech bored everyone.
Onun uzun konuşması herkesi sıktı.
I'm bored, home alone, without cartoons or a computer.
Çizgi film veya bilgisayar olmadan, evde yalnız olmaktan sıkılıyorum.
What?!- No…- Bored!- Bored!- Bored.
Hayır…- Ne?- Sıkıldım.- Sıkıldım! Sıkıldım!
This is where all you bored executive types go to drown your sorrows.
Sizin gibi bıkkın yöneticilerin kedere boğulduğu yerler buralar demek.
I know how bored and restless you get when you run out of tamales.
Tamale bitince ne kadar sıkkın ve tedirgin olduğunuzu biliyorum.
Maybe Jacques bored the cockroaches to death talking about his thesis.
Belki Jacques, karafatmaları tezinden bahsederek, sıkıntıdan öldürmüştür.
Don't you think it's bored walking around all the night?
Tüm gece çevrede yürümenin sıkıcı olduğunu düşünme?
Tom and Mary look bored.
Tom ve Mary bunalmış görünüyorlar.
Uhtred, I'm bored with this.
Bu mesele beni sıktı Uhtred.
Bored. How are you feeling?
Nasıl hissediyorsun? Sıkılıyorum.
I just told you something interesting, so you're not bored. You yawned.
Esnedin. Sana ilginç bir şey söyledim, yani sıkılmış olmazsın.
And bored they are. and lazy… How poor.
Tembel ve bıkkın olduklarını. Ne kadar zavallı.
The wife of Italy's 3rd richest man, and bored to death.
İtalyanın en zengin üçüncü adamıyla evli ve sıkıntıdan ölen bir kadın.
Because you're a bored, poisonous dilettante with time on her hands and no taste.
Çünkü vakti boş, zevki olmayan sıkıcı, zehirli bir sanat meraklısısın.
Tom's speech bored me.
Tomun konuşması beni sıktı.
I'm getting bored.
Almıyor kafam Ecem, sıkılıyorum.
These cows look bored.
Bu inekler bunalmış görünüyor.
You're lucky I was so bored, otherwise I would never have come.
Şanslısın ki sıkılmıştım yoksa asla gelmezdim.- Seçeneğin yoktu.
And lazy… and bored they are. How poor.
Tembel ve bıkkın olduklarını. Ne kadar zavallı.
The whole thing we're going for here at the TSA is a sort of bored fascism.
Güvenlik kontrolünde yaptığımız her şey faşizmin sıkıcı bir türü işte.
Results: 960, Time: 0.1088

Top dictionary queries

English - Turkish