GLOWING in Turkish translation

['gləʊiŋ]
['gləʊiŋ]
parlayan
shining
glowing
shiny
bright
flashing
shimmering
glistening
sparkly
glowy
noctilucent
parlak
bright
shiny
brilliant
sparkly
luminous
glossy
radiant
glorious
glowy
glitter
parıldayan
to shine
to sparkle
parıltılı
glow
glitter
sparkle
shimmer
flash
glint
gleam
twinkle
glimmer
light
parlıyor muydu
o parlayan
glowing
those flashing
işıldıyor
parıltısını
glow
glitter
sparkle
shimmer
flash
glint
gleam
twinkle
glimmer
light
parıldıyorsun
to shine
to sparkle

Examples of using Glowing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Don't say glowing, for God's sake.
Parıldıyorsun deme, tanrı aşkına
Glowing and irritable. Labs.
Işıldıyor ve asabi. Labse.
Like saints rising to heaven. glowing, and dr. blake.
Ve Dr. Blake… ışıldıyor, cennete yükselen azizler gibi.
The jeweled life glowing against the blackness of space.
Değerli bir hayat. Uzayın karanlığında parıldayan.
Glowing and irritable. Labs.
Labse. Işıldıyor ve asabi.
Positively glowing. And you.
Ve sen. Pozitif ışıldıyor.
You're practically glowing.
Resmen parıldıyorsun.
Labs. Glowing and irritable.
Labse. Işıldıyor ve asabi.
And you. Positively glowing.
Ve sen. Pozitif ışıldıyor.
You're glowing this morning, you know that? Thanks, Mom?
Sağ ol anne. Bu sabah parıldıyorsun, biliyor musun?
Glowing exit sign you may never reach.
Hiç ulaşamama ihtimaliniz olan çıkış tabelası ışıldıyor.
You said you will see Viracocha glowing with fire.
Viracocha alevlerin parıltısı içinde belirecek dedin.
I'm just very suspicious of giant, glowing gems sitting on pedestals.
Stunların üzerinde parıldayarak duran dev taşlar konusunda epey kuşkuluyum.
You said you would see viracocha glowing with fire.
Viracocha alevlerin parıltısı içinde belirecek dedin.
Aang, I'm sinking! I don't see glowing.
Aang! Hiç parıltı görmüyorum. Batıyorum!
Glowing eyes, cliché behaviour, evilness.
Gözler parıldıyor, klişe davranışlar, kötülük.
Still not glowing.
Hala ışıldama yok.
The sky was alight with glowing words of love from God, Chiara, and Francesco.
Gökyüzü, tanrı, Chiara ve Francesconun sevgi hakkındaki coşkulu sözcükleriyle parıldıyor.
What you come in here glowing for like you're pregnant?
Buraya neden hamileymişsin gibi parıldayarak geliyorsun?
Aang, I'm sinking! I don't see glowing.
Batıyorum! Aang! Hiç parıltı görmüyorum.
Results: 437, Time: 0.0757

Top dictionary queries

English - Turkish