GROWN in Turkish translation

[grəʊn]
[grəʊn]
yetişkin
adult
grown-up
grownup
mature
full-grown
man
grown-ass
grown
büyümüş
grow up
growth
to expand
bigger
being raised
expansion
to grown-up
yetiştirilen
to catch up
growing up
yetişen
grows
raised
native
mountain-grown
olgun
mature
ripe
old
grown-up
mellow
maturity
grown up
overripe
koskoca
whole
entire
big
huge
great
grown
gwanghae
uzamış
to grow
büyütmüş
raise
grow
bringing up
enlarging
to expand
making
enlargement
bigger
to nurture
artan
leftover
increasingly
incremental
surplus
increased
growing
rising
heightened
escalating
mounting
büyüdü
grow up
growth
to expand
bigger
being raised
expansion
to grown-up
yetişmiş
to catch up
growing up
büyümüşsün
grow up
growth
to expand
bigger
being raised
expansion
to grown-up
yetiştirilmiş
to catch up
growing up
yetişkinler
adult
grown-up
grownup
mature
full-grown
man
grown-ass
grown
büyüdün
grow up
growth
to expand
bigger
being raised
expansion
to grown-up
yetiştirdiği
to catch up
growing up

Examples of using Grown in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Winter strawberries grown in greenhouses taste better than summer strawberries.
Kışın seralarda yetişen çilekler yazın yetişen çileklerden daha leziz.
She didn't see me as a grown man.
Benim olgun biri olarak görmüyordu.
The bedpan's bright gold The dinner's grown cold.
Yatağın parlak altın rengi Akşam yemeğinde artan soğuk.
Let's play who's grown the best!
En çok kim uzamış görelim!
Must have grown wings or something. Lucky girl.
Kanat veya onun gibi birşey büyütmüş olmalı. Şanslı kız.
greater as connectivity has grown.
Dünya küçülürken büyümüş oldu.
You're a grown woman now.
Koskoca kadın oldun.
Cuban tobacco. Leaves grown in Santiago, rolled by Cuban hands in Havana.
Santiagoda yetişen yapraklar Havanada Kübalıların ellerinde sarılıyor.
I need a grown goddamn man.
Bana lanet olası olgun bir adam lazım.
Open-air markets sell food grown on local farms.
Açık hava pazarları yerel çiftliklerde yetiştirilen gıdaları satar.
Your hair's grown.
Saçın uzamış.
Must have grown wings or something.
Kanat veya onun gibi birşey büyütmüş olmalı.
All the little calves half grown now… playin' like puppies.
Buzağıların hepsi kısmen büyüdü, şimdi… köpek yavruları gibi oynaşırlar.
Grown man, taking pleasure in a doll baby.
Koskoca adamsın, oyuncak bebeklerden hoşlanıyorsun.
Leaves grown in Santiago, rolled by Cuban hands in Havana, Cuban sweat.
Santiagoda yetişen yapraklar Havanada Kübalıların ellerinde sarılıyor.
Six grown men playing dodgeball.
Olgun adam Yakar Top oynuyor.
The poppy as in opium poppy, as in grown in Afghanistan.
Afyon derken haşhaşı kastediyorum, Afganistanda yetiştirilen.
I can't eat anything grown on Saturn's moons.
Satürnün aylarında yetişmiş hiç birşey yiyemem.
This organisation wouldn't have grown if it wasn't for the Fizzle Bomber.
Bu örgüt büyüdü olmazdı o Fizzle Bomber için değildi.
Capable of getting grown man advice.
Koskoca adam tavsiyesi almaya müsait.
Results: 836, Time: 0.1224

Top dictionary queries

English - Turkish