INEVITABLE in Turkish translation

[in'evitəbl]
[in'evitəbl]
kaçınılmaz
inevitable
unavoidable
inescapable
inevitably
inevitability
imminent
fateful
certain
bound
kaçınılmazı
inevitable
unavoidable
inescapable
inevitably
inevitability
imminent
fateful
certain
bound
kaçınılmazdı
inevitable
unavoidable
inescapable
inevitably
inevitability
imminent
fateful
certain
bound
kaçınılmazdır
inevitable
unavoidable
inescapable
inevitably
inevitability
imminent
fateful
certain
bound

Examples of using Inevitable in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
It was the only way you could slip your bonds, escape the inevitable.
Prangalarından kurtulmanın tek yolu buydu, kaçınılmazdan kaçmanın.
I couldn't forestall the inevitable.
ama kaçınılmazın önüne geçemedim.
But I earned my living by staving off the inevitable.
Ama ben hayatımı kaçınılmazdan kaçarak kazandım.
In my dream I became a person who's fighting to change the inevitable.
Rüyamda kaçınılmazı değiştirmek için savaşan bir insan olmuştum.
Care to join me outside while I wait for the inevitable?
Dışarıda kaçınılmazı beklerken bana katılmak ister misin?
I call it inevitable, because our students can read.
Bu kaçınılmazdı. Öğrenciler okumayı biliyor.
Why delay the inevitable?
Kaçınılmazı neden geciktiriyorsun?
All equally inevitable.
Hepsi de aynı şekilde kaçınılmazdı?
This just feels helpless and inevitable.
Bu kaçınılmaz gibi geliyor.
You only delayed the inevitable.
Sadece kaçınılmazı erteledin.
Are my parents' murder inevitable too?
Anne-babamın öldürülmesi de mi kaçınılmazdı?
This inevitable moment will transpire before your eyes even as He-Man himself bears witness to it.
Bu kaçınılamaz an, He-Manin de şahitliğinde gözlerinizin önünde vaki olacak.
Instead of delaying the inevitable, I say let's work together and stop him. No.
Hayır kaçınılmazı geciktirmek yerine ben birlikte çalışıp onu durduralı diyorum.
This change was inevitable back from extinction. from the moment we brought the first dinosaur.
Bu değişim, dinozorları geri getirişimizden beri kaçınılmazdı.
Defeat seemed inevitable.
Bozgun kaçınılamaz görünüyordu.
He uses madness to avoid the inevitable. Crush him.
Kaçınılmazı önlemek için deliliği kullanıyor. Onu ezerim.
Is the destruction of the world inevitable? Should I have children?
Dünyanın tahribatı kaçınılmaz mı? Çocuk sahibi olmalı mıyım?.
No. Instead of delaying the inevitable, I say let's work together and stop him.
Hayır kaçınılmazı geciktirmek yerine ben birlikte çalışıp onu durduralı diyorum.
Before the inevitable happens.
Kaçınılmaz son olmadan önce.
And just accept the inevitable? So why don't you do us all a favor?
O hâlde neden herkese bir iyilik yapıp… kaçınılmazı kabul etmiyorsunuz?
Results: 1673, Time: 0.033

Top dictionary queries

English - Turkish