INSIDES in Turkish translation

[in'saidz]
[in'saidz]
içini
internal
drink
inner
domestic
have
interior
inside
civil
inland
içindekiler
contents
is
insides
occupants
the ingredients
its inhabitants
içerden
inside
in there
come in
in here
on in
get in
let
içinde
within
inside
in it
in there
be
0
contain
içi
internal
drink
inner
domestic
have
interior
inside
civil
inland
internal
drink
inner
domestic
have
interior
inside
civil
inland
içimi
internal
drink
inner
domestic
have
interior
inside
civil
inland
içten
sincere
from the inside
heartfelt
warm
deep
deeply
genuine
internally
honest
hearty

Examples of using Insides in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
My first shot would liquify her insides and injure you.
Ilk atisim organlarini eritir ve seni yaralar.
So something ripped him open and ate out his insides?
Yani biri bedenini açıp organlarını mı yemiş?
I know them all, like the insides of my own pockets.
Onları tanırım, avucumun içi gibi bilirim.
Melts your outsides. The last one, well, that melted your insides, but this one.
Disini eritiyor. Sonuncusu organlarini eritiyordu ama bu.
My father used to tell me that what made a person is the insides.
Babam insanı insan yapanın içi olduğunu söylerdi.
just like Nan-nyeon's rotten insides.
tıpkı Nan-nyeonun çürümüş içi gibi.
But his insides.
Ama organları.
They died unable to breathe because their insides were turning to liquid.
Boğularak öldüler çünkü… organları sıvıya dönüştü.
My insides are blue♪.
İçlerim de mavidir. ♪.
Sometimes I feel like I should be wrapped in bandages to keep my insides from falling out.
Ama bazan içimdeki düşüncelerimi dağılmadan tutmak için kendimi sarmalamam gerektiğini hissediyorum.
Half of this woman's insides are gone.
Kadının içindekilerin yarısı gitmiş.
Look at me insides?
Benim de içime bakacak mı?
Let's see if the insides look as good.
İçi iyi görünüyor mu bakalım.
Picture her insides full of blood and mucus and baby bones.
Onun içinin kan ve sümükle dolu olduğunu hayal et ve bebek kemikleriyle.
You will be when he eats your insides!
İçini yediği zaman korkacaksın!
Me? I like to see people's insides… on their outside.
Ben ise insanlarin içinin disina çikmasini gormeyi severim.
I'm not against the insides.
İçindekilere karşı değilim.
He's gonna gradually eat his way through your insides.
Seni içine doğru yavaş yavaş yiyecek.
Okay, so why don't you scoop out the insides?
Pekala, içindekileri neden sen çıkartmıyorsun bakalım?
You know what two tons of steel can do to a man's insides?
İki ton çeliğin bir adamın içine ne yapabileceğini biliyor musun?
Results: 114, Time: 0.0829

Top dictionary queries

English - Turkish