IT LIVE in Turkish translation

[it liv]
[it liv]
canlı
alive
live
vivid
lively
creature
vibrant
life
a living
viable
yaşamasına
to live
life
a living
to experience
alive
to survive
yaşa bunu
canli
alive
live
live
liv
yaşamak
to live
life
a living
to experience
alive
to survive
yaşayalım
let's live
live
let's move

Examples of using It live in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You must let it live.
Yaşamasına izin vermelisin.
We can kill this creature or we can let it live.
Bu yaratığı öldürebiliriz veya yaşamasına izin verebiliriz.
I don't want to see it live.
Canlısını da görmek istemiyorum.
Filly heart says, let it live.
Kalbim, yaşamaya devam et diyor.
I love it live. You stoop to conquer.
Canlıya bayılıyorum.- Kazanmak için alçalıyorsun.
You gotta let it live inside you.
İçinde yaşamana izin vermelisin.
It was the first time I heard it live.
Böyle bir müziği ilk defa yaşıyorlardı.
So, let's not let it live another minute, okay?
Bu yüzden onu bir dakika daha yaşatmayalım, tamam mı?
Doctor, how long can it live encased in that metal cylinder?
Doktor, o metal silindirin içinde daha ne kadar yaşayabilir?
I would like to see it live.
Bunu canlı görmek isterim.
You have to name a thing to make it live, don't you?
Bir şeyi canlandırmak için isim vermen gerekir, değil mi?
I'm so grateful to have seen it live.
Bunu canlı olarak gördüğüme sevindim.- Parlak bir geleceğin var.
I pay you; I give you a place it live.
Maaşını ben veriyorum; yaşayacak bir yer de veriyorum.
What makes it live?
Onu canlı kılan nedir?
Make it loud, make it live Make it jump to the bass.
Canlı olsun, gürültülü olsun Ritme göre zıplayın.
Lock-- lock it up. Study it, but let it live, please.
Bunu yapın ama yaşamasına izin verin, lütfen. Onu kilitleyin.
You have to come see it live. It's amazing.
Gelip bunu canlı görmen lazım Harika bir duygu.
He made one phone call and we have been invited to perform it live in Detroit.
Ve davet edildik Detroitte mevcut yaşamak için. Bir telefon görüşmesi yaptı.
But seeing it live was very different.
Ama bunu canlı olarak görmek çok farklıydı.
And the reason you're so sad… you have no time to let it live.
Ve bu kadar üzgün olmanın nedeni, bunu yaşamaya zamanının olmaması.
Results: 76, Time: 0.0558

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish