LIVE in Turkish translation

[liv]
[liv]
yaşamak
to live
life
a living
to experience
alive
to survive
canlı
alive
live
vivid
lively
creature
vibrant
life
a living
viable
yaşa
live
hail
age
heil
hurrah
hooray
bless
gesundheit
viva
old
yaşayan
living
alive
a living
residing
dwell
inhabitants
live
liv
hayatta
life
live
yaşıyor
to live
life
a living
to experience
alive
to survive
yaşıyorum
to live
life
a living
to experience
alive
to survive
yaşamasına
to live
life
a living
to experience
alive
to survive

Examples of using Live in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
As a righteous soldier, General. Thank you for letting me live.
Erdemli asker olarak yaşamama izin verdiğin için… teşekkür ederim general.
If it does, we won't have to live in fear of the Safeguard anymore.
Eğer olursa Muhafızdan korkarak yaşamamıza gerek kalmayacak.
This heartless world this world full of enemies will not let us live.
Bu kalpsiz, düşmanlarla dolu dünya yaşamamıza izin vermez.
Should live and continue. I think the legacy of Ragnar Lothbrok and Bjorn Ironside.
Bence Ragnar Lothbrok ve Bjorn Ironsideın mirası yaşamalı ve devam etmeli.
You live in a bootiful world but you don't know it.
Ama bunun farkında değilsiniz. Çok güzel bir dünyada yaşıyorsunuz.
Sometimes a man must live like a dog… and not complain like a dog.
Ve köpek gibi şikayet etmemeli. Bazen bir adam köpek gibi yaşamalı.
Tell us where it is and we will let you live.
Bize nerede olduğunu söyle ve senin yaşamana izin verelim.
By letting them live inside happy fairy tales. I'm just helping those poor kids.
Izin vererek o zavallı çocuklara yardım ediyorum. Mutlu masalların içinde yaşamalarına.
Are you stupid? We can't let these guys live.
Aptal mısın? Yaşamalarına izin veremeyiz.
You have to live for the smell of engine oil and high octane gasoline.
Motor yağının ve yüksek oktanlı benzinin kokusu için yaşamalısın.
My honored prince, you must remain strong and live on. Ka Suo.
Ka Suo, onurlu prensim, güçlü kalmalı ve yaşamalısın.
If I can't live well, I won't let you two live well either.
İyi yaşayamazsam, senin de iyi yaşamana izin vermem.
Hey, you guys live in a barn or what?
Hey, siz çocuklar ahırda mı yaşıyorsunuz?
Live here alone? Uh… so, it's just you and your daughter?
Uh… Yani, burada sadece siz ve kızınız yanlız mı yaşıyorsunuz?
Uh… so, it's just you and your daughter, live here alone?
Yani, burada sadece siz ve kızınız yanlız mı yaşıyorsunuz?
I couldn't live with you thinking that you're better at Mortal Kombat than me.
Mortal Kombatta benden daha iyi olduğunu düşünerek yaşamana izin veremezdim.
In the midst of a dark forest? The two of you live all alone here?
Siz ikiniz bu karanlık ormanın ortasında yalnız mı yaşıyorsunuz?
You should just shut up and live in hiding for everyone's sake.
Çeneni kapayıp herkesin iyiliği için saklanarak yaşamalısın.
All live at Spahn Movie Ranch? So you and a bunch of friends like you?
Yani, sen ve birkaç arkadaşın Spahn Çiftliğinde mi yaşıyorsunuz?
We don't have to live together to be in love.
Âşık olmamız için birlikte yaşamamıza gerek yok.
Results: 23055, Time: 0.0784

Top dictionary queries

English - Turkish