OPTIMISM in Turkish translation

['ɒptimizəm]
['ɒptimizəm]
iyimser
optimistic
optimism
positive
upbeat
sanguine
wishful
optimistically
bullish
iyimserlik
optimistic
optimism
positive
upbeat
sanguine
wishful
optimistically
bullish
bir iyimserlikle
optimism
optimizmin
iyimserliği
optimistic
optimism
positive
upbeat
sanguine
wishful
optimistically
bullish
iyimserliğini
optimistic
optimism
positive
upbeat
sanguine
wishful
optimistically
bullish

Examples of using Optimism in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Your fabled gemini optimism Can be tempered with wisdom
Efsanevi İkizler burcu iyimserliğiniz, aklınız yüzünden sekteye uğrayabilir
I see the optimism returning.
İyimserliğin geri dönmüş.
Your optimism may be premature, Mr. Kim.
İyimserliğiniz, birazcık aceleci olabilir, Bay Kim.
I admire your optimism, Garrett.
İyimserliğine hayranım Garrett.
All my optimism was an illusion.
Bütün iyimserliğim bir illüzyondu.
You are to be congratulated, Lady Latimer, for your… eternal optimism.
Bu ebedi iyimserliğiniz için, tebriği hak ediyorsunuz Leydi Latimer.
I appreciate your optimism, kid, but we got to go.
İyimserliğini takdir ediyorum evlat ama, gitmeliyiz.
Blind optimism or self-pity.
Ya aşırı iyimsersin ya da kendine acıyorsun.
Thanks for your optimism.
İyimserliğin için sağ ol.
We're trying to project optimism and hope, remember?
İyimserliği ve umudur yansıtmaya çalışıyoruz, hatırladın mı?
I'm not sure I share your optimism.
İyimserliğini paylaştığımdan emin değilim.
I admire your optimism, kid.
İyimserliğine hayranım evlat.
I adore optimism, even when it's completely absurd.
İyimserliğe bayılıyorum. Tamamen saçma olsa da.
But my cynical side suspected optimism would sell more books.
İyimserliğe şüpheyle yaklaşan tarafım daha çok kitap sattırır.
I appreciate the optimism.
İyimserliğiniz için teşekkürler.
I'm tired of optimism.
İyimser olmaktan bıktım.
I hate to be the one to offer optimism, but it sounds like she was sincere.
İyimser gözükmekten nefret ederim ama bana oldukça samimi gibi geldi.
What are you afraid of, Chloe, if not optimism?
İyimserlikten korkmuyorsan, o zaman neyden korkuyorsun Chloe?
You have his optimism.
İyimserliğini Ondan almışsın.
I'm going to talk to you about optimism-- or more precisely, the optimism bias.
Size iyimserlikten bahsedeceğim, ya da tam olarak iyimserlik eğiliminden.
Results: 551, Time: 0.075

Top dictionary queries

English - Turkish