PRICKLY in Turkish translation

['prikli]
['prikli]
dikenli
thorn
spine
spike
the thistle
planted
prickles
huysuz
habit
temper
aksi
otherwise
or
grumpy
opposite
cranky
moody
contrary
petulant
crabby
will
asabi
nervous
irritable
angry
hothead
cranky
of a temper
high-strung
jittery
hot-headed
testy
prickly

Examples of using Prickly in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
One as soft as snow, the other prickly as a rose.
Bir tanesi kar gibi yumuşaktı, diğeri ise gül gibi dikenliydi.
You are cold and prickly.
Soğuk ve huysuzsun.
You're so prickly.
Çok huysuzsun.
Even as a girl, she was prickly.
Kızlığında bile huysuzun tekiydi.
If… Prickly"?
Eğer… Huysuz'' mu?
The prickly one… or the puny one?
Huysuz olanı … yoksa cılız olanı mı?.
Prickly pear root.
Frenk armudu kökü.
Do you feel any pain in your joints or a prickly feeling?
Eklemlerinde herhangi bir ağrı ya da karıncalanma hissediyor musun?
Says Mrs. Prickly.
Dedi, Bayan Kaktüs.
But I must warn you, they are a prickly bunch.
Fakat Uyarmadı Deme, Onlar Bir Diken Demetidir.
Jean can be a little prickly.
Jean biraz aksi olabiliyor.
Prickly? You call that prickly?
Huysuz mu diyorsun buna? Huysuz mu?
Is your mom always so, um… so prickly?
Annen her zaman böyle çok, um… çok aksi mi?
Having just returned from a trip to Hiroshima, Holmes starts to use jelly made from the prickly ash plant he acquired there to try to improve his failing memory.
Hiroşima gezisinden döner dönmez zayıflayan belleğini kuvvetlendirmek için dikenli kül bitkisinden yapılma bir jöle kullanmaya başlar.
At the foot of the dark mountains lives a very old man… prickly sort, probably eats children for breakfast.
Karanlık dağların eteklerinde yaşayan çok yaşlı, aksi bir adam. Muhtemelen kahvaltıda çocuk yiyen türden.
you lead this city with such strength and grace, and underneath that prickly exterior, ahem, you have the biggest heart of anyone I know.
merhametle çekip çeviriyorsunuz ve bu aksi görünüşünüzün altında tanıdığım en büyük kalbe sahip kişisiniz.
Tahiri explains that the model is based on other countries that have prickly relations with neighbours, such as Greece and Macedonia.
Tahiri, bu modelde Yunanistan ve Makedonya gibi komşularıyla aksi ilişkileri olan diğer ülkelerin esas alındığını söyledi.
mechanism to bring back the water. Farmers and beer companies find their fates intertwined in the intriguing century-old tale of Prickly Pear Creek.
piyasa mekanizmasını hayata geçiriyor. Çiftçiler ve bira şirketleri, kaderlerinin Prickly Pear Çayının yüzyıllık ilginç hikayesinde kesiştiğini keşfediyorlar.
As a parting thought… Remember, the prickliest cactus can still give you water.
Ayrı bir düşünce olarak… en prickliest Kaktüs hala su verebilir.
the guy's getting pricklier.
ama herif gittikçe huysuzlaşıyor.
Results: 48, Time: 0.0561

Top dictionary queries

English - Turkish