SO WAIT in Turkish translation

[səʊ weit]
[səʊ weit]
yani bekle
bekleyiniz
wait
hold on
stand
artık bekleyin
so wait
öyleyse bekleyin
böylece walt
so wait
siz de bekleyedurun
so wait
ki bekleyin
siz bekleyedurun
wait
sabret
in patience
to be patient
endure
durun biraz yani
yani dur

Examples of using So wait in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
We will be done soon, so wait inside.
O yüzden içeride bekleyin. çok kısa sürecek.
So wait a second. What do you do again?
Dur biraz. Ne yapıyorum demiştin?
So wait, we are waiting with you.”.
Artık bekleyin, sizinle beraber biz de bekliyoruz.
So wait, we are waiting with you.”.
Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.
What do you do again? So wait a second?
Dur biraz. Ne yapıyorum demiştin?
a man bedevilled; so wait on him for a time.
Hele bir süreye kadar onu gözleyin.
So wait(for what is to come), I am waiting with you!
Bekleyin öyle ise, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
So wait, a vortex did all of this?
Yani beklemek, bir girdap tüm bu yaptı?
So wait! I too am waiting along with you!
Bekleyin öyle ise, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
So wait! I too am waiting along with you!
Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
Wait, wait, wait, there's good cholesterol? So wait.
Bekle, bekle, bekle. Yani bir de iyi kolesterol mü var?
Sorry, so wait, should I have killed them?
Üzgünüm, bekle. Yani onları öldürmeli miydim?
So wait, what, you would just be with both of us?
Bir dakika, yani sen ikimizle de ilişkini sürdürmek mi istiyorsun?
It's still too light so wait.
Hâlâ beklemek konusunda oldukça zayıfım.- Öyleyse kurabiyeleri hazırlayayım.
Say,"So wait; I am one of those waiting with you!
De ki:'' O halde bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
So wait, this place is near Bratislava?
Peki dur, burası Bratislava yakınlarında mı?
So wait… this is the proof that there's something fishy at the company.
Dur orada. Yani bu şey şirkette bir takım dolapların döndüğünün kanıtı.
So wait, we are waiting with you.”.
Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
So wait, are we.
So wait, Kitch was in Argentina the same time as his parents?
Bir dakika, demek ki Kitch, ailesiyle aynı anda Arjantindeydi?
Results: 100, Time: 0.0632

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish