STAGGERING in Turkish translation

['stægəriŋ]
['stægəriŋ]
şaşırtıcı
to be surprised
sarsıcı
traumatic
shaky
shock
staggering
unsettling
jarring
concussive
şok edici
yalpalayarak
inanılmaz
incredible
unbelievable
incredibly
unbelievably
extremely
extraordinary
tremendous
enormous
amazingly
fabulous

Examples of using Staggering in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
That's a staggering verdict, I think, by anybody's estimation.
Jüri kararının herkes açısından, hayret verici olduğunu düşünüyorum.
I don't see anybody else staggering around.
Ben de kimsenin etrafta bocaladığını görmemiştim.
You were drunk and staggering at the subway station.
Sarhoştun ve metro istasyonunda sallanıyordun.
The odds against your being right are… staggering!
Senin doğru olabilme ihtimalin sıfırın altında!
It turns out that a staggering 80% of all cars registered in Albania are old Mercs.
Öğrendik ki, şaşırtıcı biçimde, Arnavutluktaki kayıtlı tüm arabaların yüzde 80i eski Mercedeslermiş.
The alarming thing is that not only is fashion using a huge amount of natural resources and creating staggering environmental impacts,
Endişe veren şey sadece zengin doğal kaynakların kullanması ve şaşırtıcı çevresel etkiler yaratması değil, doğal kaynaklar ve üzerindeki etkisinin
awesome the shimmering the staggering, suggestive most scabrous… most scandalous sensational Mandragora!
muhteşem pırıl pırıl sarsıcı, müstehcen en açık saçık… en kepaze ve sansasyonel Mandragora!
Lemme go inside," said Marvel, staggering and weeping, but still clutching the books.
Marvel şaşırtıcı bir'' içeriye gireyim,'' dedi. ve ağlayan, ama yine de kitap tutarak.
We have done nothing to try to understand why, in the 19th century,… staggering economic phenomena such as saltpetre appeared,… yet today there's nothing left.
Potasyum nitratın ortaya çıkması, sarsıcı ekonomik olaylar gibi, 19. yüzyılda olan şeyleri anlamaya çalışmadık. Oysa bugün geriye hiçbir şey kalmadı.
And all of a sudden, there was this old girl… staggering past us, muttering in French.
Sonra aniden o yaşlı kadın yanımızdan sendeleyerek geçti. Fransızca bir şeyler mırıldanıyordu.
In a stream of staggering images… Hubble revealed the powerful prolonged aurora on Saturn.
Şok edici görüntülerin akışıyla Hubble Satürnün üzerindeki uzun süredir var olan güçlü aurora ışıklarını ortaya çıkarmış.
Utterly unsuccessfully for years. of a technology they have been pursuing Now, Janus thinks that means there's a new martian weapon, some staggering breakthrough on an incredible scale.
Janus bunun yıllarca tümüyle başarısız olduğu hâlde… inanılmaz ölçekte sarsıcı gelişme gösteren yürüttükleri bir teknolojiye ait… yeni bir Mars silahı olduğunu düşünüyor.
A new breed of cannons could be cast of solid bronze and packed with enough gunpowder to propel metal cannonballs with staggering force.
Yeni üretilen bir top som bronzdan yapılmış bir top mermisini yeterli miktarda barut yardımıyla şaşırtıcı bir güçle fırlatabilirdi.
We're saved, and as he comes staggering… Your mother told you not to drink any more of that stuff.
Annen o şeyden daha fazla içmemeni söyledi. Kurtulmuştuk ve o sendeleyerek geliyordu.
Janus thinks that means there's a new Martian weapon, of a technology they have been pursuing some staggering breakthrough on an incredible scale utterly unsuccessfully for years.
Janus bunun yıllarca tümüyle başarısız olduğu hâlde… inanılmaz ölçekte sarsıcı gelişme gösteren yürüttükleri bir teknolojiye ait… yeni bir Mars silahı olduğunu düşünüyor.
Janus thinks that means there's a new Martian weapon, some staggering breakthrough on an incredible scale of a technology they have been pursuing utterly unsuccessfully for years.
Janus, bunun yeni bir Mars silahının olduğu anlamına geldiğini düşünüyor. Inanılmaz bir ölçekte bazı şaşırtıcı gelişmeler Takip ettikleri bir teknolojiden.
and as he comes staggering.
Kurtulmuştuk ve o sendeleyerek geliyordu.
Some staggering breakthrough on an incredible scale utterly unsuccessfully for years. of a technology they have been pursuing Now, Janus thinks that means there's a new Martian weapon.
Janus bunun yıllarca tümüyle başarısız olduğu hâlde… inanılmaz ölçekte sarsıcı gelişme gösteren yürüttükleri bir teknolojiye ait… yeni bir Mars silahı olduğunu düşünüyor.
slow on land, they make up for it with their staggering skills underwater.
yavaş olsalar da sualtındaki şaşırtıcı yetenekleriyle bunu telafi ederler.
You know, with my brains the possibilities are absolutely staggering. and your… frankly, your brawn.
Ve senin… kaslarınla, gerçekleşebilecekler benim aklım tamamen şok edici olacak. Bilirsin.
Results: 94, Time: 0.0586

Top dictionary queries

English - Turkish