TEARFUL in Turkish translation

['tiəfəl]
['tiəfəl]
ağlamaklı
tearful
weepy
about to cry
like crying
plaintive
gözü yaşlı
gözyaşı dökeceğin
tearful
ağlayacaktı
acıklı
sad
pathetic
sob
painful
tragic
pitiful
afflictive
weepy
piteous
deplorable

Examples of using Tearful in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
yelling at 11:30, and tearful apologies by halftime.
çağırışlar yarısında da ağlamaklı özürler.
At your end… phone call… we just… We say goodbye. And then, after a long, tearful.
Ardından, senin gözyaşı dökeceğin uzun bir telefon konuşması sonrasında.
And then, after a long, tearful… At your end… phone call… we just… We say goodbye.
Ardından, senin gözyaşı dökeceğin uzun bir telefon konuşması sonrasında.
And she realized that when she got back from York, so… She was very pale in York… It would never have done, and tearful.
Yorkta çok solgun… ve ağlamaklıydı. Hiçbir zaman da olmazdı ve o da bunu Yorktan döndüğünde fark etti.
But that nonchalance is just a pose behind which he hides a tearful, fearful, treacherous heart.
Fakat o kayıtsızlık sadece, arkasında ağlamaklı… korku dolu, kalleş bir kalbi sakladığı yapmacık bir tavır.
Behind which he hides a tearful, fearful, treacherous heart. But that nonchalance is just a pose.
Fakat o kayıtsızlık sadece, arkasında ağlamaklı… korku dolu, kalleş bir kalbi sakladığı yapmacık bir tavır.
If it weren't for the tearful struggle and dedication of the bereaved. The truth about the accident would never have been discovered.
Ölenlerin yakınlarının göz yaşartıcı mücadelesi ve azmi olmasa kaza hakkındaki gerçekler ortaya çıkmayacaktı.
No, no, he's fine, but he did seem a bit tearful on the way in but.
Yok, yok iyi. Yolda biraz ağlamaklı oldu ama.
The worst thing about history, Harvey, is that people only tend to look at it through the tearful eyes of regret.
Yanlış da değil. Geçmişle ilgili en kötü şey Harvey insanların sadece pişmanlık dolu, ağlayan gözlerle ona bakmasıdır.
Okay, unlike Kooky Charles and Tearful Terry, I am healthy and don't need therapy.
Ben sağlıklıyım ve terapiye ihtiyacım yok. Pekala, Kaçık Charles ve Sulugöz Terrynin aksine.
unlike Kooky Charles and Tearful Terry.
Kaçık Charles ve Sulugöz Terrynin aksine.
Tearful eyes hold again.
Bu gözler tekrar yaşla doldu.
Her tearful eyes hide her many qualities.
Ağlamaklı gözleri, onun birçok güzel özelliğini gizliyor.
I guess you're doing your tearful goodbyes here.
Sanırım burada acıklı hoşçakal hareketini yapıyorsun.
You will get lots of tearful thank-yous from grateful patients.
Müteşekkir hastalarından ağlamaklı teşekkürler alıyorsun.
The whole tearful tale of your inner struggle, Gonzo.
Ruhsal mücadelenin acıklı hikayesini, Gonzo.
With tearful eyes and heavy heart,
Ağlayan gözlerle, buruk bir kalple,
What's the matter? No tearful reunion with your girlfriend, Jillian?
Sorun ne? Kız arkadaşın Jilliana gözyaşları içinde kavuşamadın mı?
We fell in love in Sri Lanka, and it was a tearful good-bye.
Sri Lankada birbirimize aşık olmuştuk ve göz yaşlarıyla sonlandı.
No one shall see your tearful face.
Kimse ağlamaklı yüzünü görmeyecek.
Results: 122, Time: 0.0528

Top dictionary queries

English - Turkish