YOU SQUEEZE in Turkish translation

[juː skwiːz]
[juː skwiːz]
sıkmana
to shake
squeeze
to bother
to bore
to wring
tighten
clench
boring
to spray
sıkar mısın
sıkıştırırsan
shaking
pinched
are stuck
getting stuck
being trapped
sık
often
lot
frequent
squeeze
common
dense
thick
grit
clench
tetiği
trigger
dapper
on alert
sıkıyorsun sonra
sıkıyorsun
you're boring
squeeze
tight
you bore
are you bothering

Examples of using You squeeze in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Lemon you squeeze in this.
Buna limon sıkarsınız.
Can you squeeze me in at 5:00 or something?
Beni 5:00 ya da öyle bir şeye sıkıştırabilir misin?
You hold out, maybe you squeeze a grand more for each client.
Bekliyorsunuz belki her müvekkil için birkaç bin daha koparırsınız.
I place an index finger in each of your little hands and let you squeeze.
Küçük ellerine işaret parmağımı uzatıyorum. Ve sana sıktırıyorum.
In India we say: if you squeeze oranges you get orange juice.
Hindistanda biz şöyle deriz: Portakalları sıkarsan portakal suyu alırsın.
Well, not the part where you're in labor and you squeeze my fingers till they turn blue.
Doğum sancısı çekmene ve parmaklarımı morartana kadar sıkmana değilim tabi.
No, you squeeze lemon juice Over it, then smoosh the saran Wrap right down on top.
Hayır, önce limon suyunu sık, sonra da tam üstüne streç filmi bastır.
No, you squeeze lemon juice over it, then smush the Saran Wrap right down on top.
Hayır, önce limon suyunu sık, sonra da tam üstüne streç filmi bastır.
I call it kepustard. you squeeze one time and you get ketchup and mustard.
Bir kez sıkıyorsun sonra ketçap ve hardalı alıyorsun… Ki ben buna ketardal diyorum.
And the conventional thing with apartment buildings in this part of the world is you have your tower, and you squeeze a few trees around the edge, and you see cars parked.
Ve dünyanın bu kısmında apartmanlar ile ilgili geleneksel şey bir kuleniz vardır, kenarlara birkaç ağaç sıkıştırabilirsiniz, ve park edilmiş arabaları görüyorusunuz.
hold the neck, and you squeeze!
boynu kavrar ve sıkarsın!
you grab him by the throat and you squeeze!
Onu boğazından yakalayın ve sıkın.
I appreciate you squeezing me in.
Beni araya sıkıştırdığınız için minnettarım.
Apart from you squeezing my arm?
Kolumu sıkman dışında mı?
You think you squeezed Lavon Hayes' hand too hard and hurt him?
Lavon Hayesin elini çok sert sıktığını ve onun canını yaktığını mı düşünüyorsun?
It's just as tender as it was the last time you squeezed it.
Son sıktığınız zamanki kadar hassas. Bundan eminim.
You squeezed me, so I got scared. Take it.
Al şunu. Beni sıktınız, ben de korktum.
You squeezed this?
Sen mi sıktın?
And hurt him? You think you squeezed Lavon Hayes' hand too hard?
Lavon Hayesin elini çok sert sıktığını ve onun canını yaktığını mı düşünüyorsun?
We really appreciate you squeezing us in on such short notice.
Bu kadar kısa zamanda bizi araya sıkıştırdığın için teşekkür ederiz.
Results: 45, Time: 0.0611

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish