HAPSIN in English translation

jail
hapishane
hapis
cezaevi
kodes
nezarete
attılar
nezarethaneye
prison
hapishane
cezaevi
hapis
hapisane
zindan
mahkûm
esir
of incarceration
hapis
hapsetme
lockup
kilidi
odadaki
hapisten
nezarethane
deposu
hapishanesinden
cezaevi mi

Examples of using Hapsin in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
İyi de ben hapsin orada değilim ki.
Well, I ain't at the jail.
Ev hapsin boyunca sessiz ol.
Be quiet during your house arrest.
Yıl hapsin ardından Mayıs 2016da serbest bırakıldı.
He was released in May, 2016 after serving 6 years in prison.
Hapsin nasıl bir yer olduğu hakkında bir fikrin var mı?
Do you have any idea what it's like in jail?
Hapsin dışında ama Meksikanın içinde.
Not in jail, but in Mexico.
Hapsin bir faydası ekonominin değerini anlıyorsun.
One of the benefits of jail-- you get to realize the value of economy of space.
Olga Salanueva, üç ay hapsin ardından sınır dışı edilerek Kübaya gönderildi.
Olga Salanueva was deported to Cuba after 3 months in prison.
Unutmayalım ki bütün bu iş beni hapsin dışında tutmak içindi.
Lest we forget, this entire enterprise was to keep me out of jail.
Unutmayalım ki bütün bu iş beni hapsin dışında tutmak içindi.
This entire enterprise was to keep me out of jail. All right. Lest we forget.
Unutmayalım ki bütün bu iş beni hapsin dışında tutmak içindi.
This entire enterprise was to keep me out of jail. Lest we forget.
bugünün spesiyali soğuk sunulan hapsin adaleti.
served cold with a side of jail.
Hapsin kendine has kuralları vardır, dışarıda olanlar bunları asla anlayamaz.
That no one in the outside world would ever understand. Prison has its own set of rules.
Ceza indirimiyle 18 yıl hapsin yanında dava masraflarını ödemekle yükümlendirdi. Gladys Susana Pereirayı suçlu bulup olağanüstü şartları göz önünde bulundurarak.
This court declares Gladys Susana Pereira guilty of murder in the first-degree in mitigating circumstances and sentences her to 18 years of prison and the payment of court costs.
Ben ne yaparsam yapayım askeri mahkemenin, hapsin, idamın ötesinde geleceğim yok.
No matter what I do, I have no life beyond court martial, incarceration, execution.
Ötesinde geleceğim yok. Ben ne yaparsam yapayım askeri mahkemenin, hapsin, idamın.
No matter what I do, I have no life beyond court-martial, incarceration, execution.
Ben, ev hapsi kaldırın ama o kasabayı terk edilmez olacaktır.
I will lift the house arrest, but she's not leaving town.
Hayır. Şerif, hapisteki ilk gününden beri konuşmadığını söyledi.
Sheriff said he hasn't spoken since his first day in jail.
Hapisteydim, bu adam gelip bana Amerikan elçiliğinden olduğunu söyledi.
I was in jail, this guy came and said he was from the American Embassy.
Hapisten bu çocuğu kaçırmaya çalıştılar!
They're in prison for trying to kidnap this kid!
Seni ev hapsi sırasında ziyaret ettiğimde çok kibar ve konukseverdi.
She was politely hospitable, when I visited you during your house arrest.
Results: 50, Time: 0.033

Top dictionary queries

Turkish - English