ITIBAR in English translation

reputation
itibar
ün
şöhretini
saygınlığını
namını
adını
şanını
dignity
onur
haysiyet
itibar
asalet
şeref
saygınlık
ağırbaşlılık
haysiyetiyle
credit
kredi
övgü
takdir
itibar
veresiye
credibility
itibar
güvenilirliğini
güvenirliğini
inandırıcılığını
güven
face
surat
yüz
yüzleşmek
karşısında
prestige
prestij
itibar
saygınlık
reputations
itibar
ün
şöhretini
saygınlığını
namını
adını
şanını
rep
temsilci
başkanı
itibarımı
mümessili
ünü
respectability
saygınlık
itibara
saygıdeğerliğini

Examples of using Itibar in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Bunu itibar için yaptım.
I did this for credit.
Ona itibar etmene gerek yok. Sadece bana itibar edebilirsin.
You don't have to rep him, you could just rep me.
Dediğin gibi, çok fazla itibar sağlamayabilir.
As you say, it might not give enough credibility.
Burada hepimiz itibar, kariyer, para gibi gerçek riskler alıyoruz.
Look, we're all taking very real risks here- reputations, careers, money.
Nazi Almanyasında itibar kaybeder de ondan. Niye ki?
Because in Nazi Germany, he would lose face. Why not?
Ailenin itibar sunağında beni kurban edeceksin.
You will are sacrificing me on the alter of the family's prestige.
Sadece biraz itibar istiyorum. Söz veriyorum.
I just want some dignity. I promise.
Ben itibar istiyorum.
I want the credit.
Öğretmen/stajyer ilişkilerinin itibar zedeleyebileceğini biliyorum.
I know teacher/intern relationships can undermine reputations.
Saygı, itibar, her şey.
Respect, dignity, everything.
bağlantılar, itibar.
connections, prestige.
Son birkaç günden sonra, zorla itibar görüyorsun değil mi?
After the last couple of days. Hardly credit it, can you?
Şirkette büyük itibar kazanmıştı.- Çok.
Very. He gained great face with the company.
Çok fazla para söz konusu idi ve itibar tehlikedeydi.
There was lots of money and reputations at stake.
Her türlü silaha sahibim. Para, bağlantılar, itibar. Ve makale köşem.
I have every weapon-- money, connections, prestige.
Ayrıca bence Bay Deekse yeterince itibar etmiyorsun.
Besides, I don't think you give Mr. Deeks enough credit.
Dolayısıyla burada itibar veya siyasi fraksiyonlar gibi şeyleri dert etmem gerekmiyor.
Like dignity or political factions here. Hence, I do not have to worry about things.
Şirkette büyük itibar kazanmıştı.
He gained great face with the company.
Noam Chomsky iki konuda uluslararası itibar kazanmıştır.
Noam Chomsky has made two international reputations.
Yapmak zorunda olduğu şeyler için neden ona itibar edecekmişim?
Why should I give him credit for the things he is suppose to do?
Results: 255, Time: 0.0373

Top dictionary queries

Turkish - English