AN EDGE in Turkish translation

[æn edʒ]
[æn edʒ]
bir avantaj
advantage
leverage
bir kenarı
side
edge
a parallelogram
bir sınır
border
a line
boundary
limit
frontier
perimeter
edge
a borderline
köşeleri
corner
column
nook
vertices
bir kenara
side
edge
a parallelogram
bir kenar
side
edge
a parallelogram

Examples of using An edge in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Something, anything that can give me an edge.
Bana avantaj sağlayacak bir şey.
It has an edge that will look like a honeycomb.
Peteğe benzer bir ucu var.
Won't hold an edge?
Kenarından tutmayacak mısın?
You need an edge.
Kenara ihtiyacın var.
Anything that can give me an edge.
Bana avantaj sağlayacak her şeye tamamım.
Anything that can give me an edge.
Bana avantaj sağlayacak her şey lâzım.
We were headed down together when I saw Renan catch an edge.
Kenarda Renanı yakaladığımızda onlara öncülük ederek birlikte aşağıya indik.
You need an edge.
Avantajın olması lazım.
That might give us an edge on Mendoza. I did come across something.
Mendozada bize avantaj sağlayabilecek bir şeyle karşılaştım.
I did come across something that might give us an edge on Mendoza.
Mendozada bize avantaj sağlayabilecek bir şeyle karşılaştım.
Enough technology remains to give the Romulans an edge if they find.
Buldukları takdirde Romulanlara üstünlük sağlayacak yeterli teknolojik.
But he doesn't have an edge.
Ama bir üstünlüğü yok.
Gives you a secret; an edge.
Sana bir sır veriyor, bir üstünlük.
You're just looking for an edge in the election.
Sen sadece seçimlerin kenarından bakıyorsun.
Something like that could really give a hunter an edge.
Öyle bir şey bir avcıyı uçurumun kıyısına götürebilir.
In Neo4j, everything is stored in the form of an edge, node, or attribute.
Neo4jde her şey düğüm, kenar veya nitelik biçiminde tutulur.
new weapons gave our ancestors an edge.
yeni silahlar atalarımıza üstünlük sağladı.
Every syllable has an edge like steel.
Her hecesi çelik gibi keskin.
Time to get an edge.
İşe koyulmanın vakti geldi.
I just provided an edge.
Ona sadece üstünlük sağladım.
Results: 83, Time: 0.045

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish