BLEED in Turkish translation

[bliːd]
[bliːd]

Examples of using Bleed in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I should make that person bleed in tears. If someone made me cry.
O kişiye kan ağlatırım. Biri beni ağlatırsa.
Evolution. I'm gonna make this thing bleed.
Evolution. Bu şeyin kanını akıtacağım.
There's a significant bleed in her temporal lobe. You were right.
Haklıymışsın. Temporal lobunda önemli bir kanama var.
The abrupt onset suggests CNS bleed, seizure, even cardiopulmonary anoxia.
Aniden başlaması, merkezi sinir sisteminde kanama nöbet ve hatta kardiyopulmoner anoksiyi işaret eder.
You know what else makes your nose bleed and your heart race?
Burnun kanamasına ve kalbin hızlı atmasına başka ne neden olur biliyor musun?
The colonoscopy didn't find the bleed, so we got to look by your liver.
Kolonoskopi yaparak kanamayı bulamadık, o yüzden karaciğerinize baktık.
And bleed to death!- Oh sure, I will just wait right here?
Tabi, oturup kan kaybından ölmeyi mi bekleyeceğim?
If someone made me cry, I should make that person bleed in tears.
O kişiye kan ağlatırım. Biri beni ağlatırsa.
I assume the diamond is the tumor or bleed or whatever it is.
Sanırım elmas, tümör veya kanama veya onun gibi bir şey oluyor.
You have to see where the bleed is coming from first.
Kanın nereden geldiğini görmelisin önce.
A stress test could cause a brain bleed and kill him.
Stres testi beyin kanamasına ve ölümüne neden olabilir.
Any update? He's in surgery, trying to find the bleed.
Ameliyatta, kanamayı bulmaya çalışıyorlar. Gelişme var mı?
Oh sure, I will just wait right here and bleed to death!
Tabi, oturup kan kaybından ölmeyi mi bekleyeceğim?
It makes my heart bleed to know you don't have a mother anymore.
Artık annesiz kaldığını bilmek kalbime kan ağlatıyor.
Scalp wounds bleed a lot, you know?
Kafa derisindeki yara çok kanar, biliyor musun?
A bleed in her brain is affecting her thalamus, causing her to lie.
Beynindeki kanama talamusunu etkileyip, yalan söylemesine sebep oluyor.
Sometimes, they become impatient, and they cut you to make you bleed.
Bazen, sabırsız oluyorlar ve kanın daha erken gelsin diye seni kesiyorlar.
We just let her bleed to death?
Ölene kadar kanamasına izin mi vereceğiz?
You're sure you didn't miss a bleed somewhere?
Bir yerde kanamayı kaçırmadığından emin misin?
You could bleed to death. Any more trauma, and frankly.
Başka bir travmayla, açıkçası… ölümüne kan kaybedebilirsin.
Results: 701, Time: 0.0689

Top dictionary queries

English - Turkish