BLURRED in Turkish translation

[bl3ːd]
[bl3ːd]
bulanık
blurry
fuzzy
blur
murky
hazy
cloudy
foggy
muddy
mudblood
vague
blurred
silik
faint
obscure
insignificant
faded
blurred
belirsiz
uncertain
vague
unclear
unknown
indistinct
ambiguous
obscure
fuzzy
indeterminate
undetermined
bulanıklaştı
blurry
fuzzy
blur
murky
hazy
cloudy
foggy
muddy
mudblood
vague
bulanıklaşan
blurry
fuzzy
blur
murky
hazy
cloudy
foggy
muddy
mudblood
vague
bulanıklaşır
blurry
fuzzy
blur
murky
hazy
cloudy
foggy
muddy
mudblood
vague
flu
blur
blurry

Examples of using Blurred in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Everything was confused and blurred.
Her şey karışık ve bulanıktı.
and their boundaries blurred.
sonra sınırları belirsizleşti;
And I blurred the lines a little. Maybe that spilled over to you.
Belki bu sana dökülür, ve çizgileri biraz bulanıklaştırdım.
The picture becomes blurred.
Resim bulanıklaşıyor.
The picture becomes blurred. Sometimes, the sound of the voice disappears.
Bazen, sesinin tınısı kayboluveriyor. Resim bulanıklaşıyor.
There, through the smoke, Dan sees a blurred and unusual shape.
Orada, dumanın içinde Dan net olmasa da, değişik bir şekil görür.
Blurred vision, no balance, numb tongue.
Buğulu görüş, denge kaybı, uyuşmuş dil.
A lot of things were blurred.
Pek çok şey net değildi.
Bin B. Blurred.
Kutu B. lslanmış.
Colours, shapes, mathematical equations, fused and blurred.
Renkler, şekiller, matematik denklemleri iç içe geçmişti.
No headaches or blurred vision?
Baş ağrısı veya görüşünde bulanıklık yok mu?
Around my right hand a circle of blurred white flames was shining. I observed carefully the left side of my own dark jacket.
Sağ elimin etrafında bulanık beyaz bir halka şeklinde oluşan alevler parlıyordu.
As spyglass technology steadily improved, a blurred image of the red planet drew ever closer to the eyes of earthly observers.
Teleskop teknolojisi durmaksızın geliştikçe Kızıl Gezegene ait bulanık görüntü dünyalı gözlemciler için hiç olmadığı kadar netleşti.
The 22-year-old beauty who caught everyone's attention in Robin Thicke's"Blurred Lines" video has been crowned.
Robin Thickein'' Blurred Lines'' klibinde dikkatleri çeken 22 yaşındaki güzel.
The motion's not blurred, so even if he's moving one of these will have him clearly.
Hareketleri bulanık değildi bu yüzden kıpırdasa bile bunlardan birinde net çıkacaktır.
In Robin Thicke's"Blurred Lines" video has been crowned The 22-year-old beauty who caught everyone's attention.
Robin Thickein'' Blurred Lines'' klibinde dikkatleri çeken 22 yaşındaki güzel.
Yet you're saying those blurred prints couldn't have been anyone else's? Terry flew in and out of Dayton with his family?
Terry ailesiyle Daytona gidip geldi… ama bu silik parmak izlerinin… başkasına ait olmadığını mı söylüyorsunuz?
A blurred, misty line to scan.
Bulanık puslu bir hat gibi görünüyordu.
Just can't get over how the line between reality and fantasy was so blurred for Seaman MacDonald.
Er MacDonald için gerçekle fantezi arasındaki sınırın bu kadar belirsiz olmasını hâlâ anlayamıyorum.
According to one of the scientists,"The lines are becoming more and more blurred between comets and asteroids.
Bilim insanlarından birisi'' Kuyruklu yıldızlar ve astroidler arasındaki çizgi gittikçe bulanık hale geliyor.
Results: 111, Time: 0.0704

Top dictionary queries

English - Turkish