ENLIGHTENED in Turkish translation

[in'laitnd]
[in'laitnd]
aydınlanmış
enlightenment
light
to be enlightened
aydın
intellectual
aydin
enlightened
might
bright
the intelligentsia
luminary
aydınlattı
to light
to enlighten
illuminate
to brighten
to clear up
clarification
aydınlık
intellectual
aydin
enlightened
might
bright
the intelligentsia
luminary
aydınlanma
enlightenment
light
to be enlightened
münevver
enlightened

Examples of using Enlightened in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Malcolm X enlightened Ali in a lot of ways.
Malcolm X birçok açıdan Aliyi aydınlatmıştı.
No darkness harms those enlightened in love.
Hiçbir karanlık aşkla aydınlananlara zarar veremez.
Especially once I have enlightened him.
Özellikle onu aydınlattığım zaman.
Enlightened, my ass.
Kıçımın aydınları.
Enlightened my ass.
Kıçımın aydınlanması.
It has not made me happy and enlightened all of a sudden as I dreamed it would.
Birdenbire mutlu etmedi, ya da benim aydınlanmamı sağlamadı.
Who enlightened you about Mr. Moss' background?
Bay Mossun geçmişi hakkında size kim bilgi verdi?
Many enlightened nobles show kindness to their servants.
Çogu aydin asiller hizmetlilerine nezaket gösterir.
Unless you know the secret… which you have to be an enlightened warrior to learn.
Öğrenmek için aydınlatılmış savaşçı olman gerektiği sırrını öğrenmediğin sürece.
In those enlightened times Thérèse was raped.
Bu aydınlık zamanlarda, Therese tecavüze uğradı.
Enlightened Sound Daemon.
Enlightened Ses Sunucusu.
His lightnings enlightened the world: the earth saw, and trembled.
Şimşekleri dünyayı aydınlatır, Yeryüzü görüp titrer.
He said he was enlightened.
Bilgili olduğunu söylüyordu.
That's very enlightened.
Bu çok aydınlatıcı oldu Profesör.
Your enlightened heart is well aware of it.
Senin o nurlu kalbin bunun farkında.
That enlightened heart of yours will make the best decision.
Senin o nurlu kalbin, en doğru kararı verecektir.
I'm so enlightened, those words don't mean nothin' to me.
O kadar aydınlandım ki, artık bu kelimeler bana bir şey ifade etmiyor.
You think you enlightened the administrator?
Sence müdürü aydınlattın mı?
He didn't look enlightened to me.
Bana pek aydınlanmış gibi görünmedi.
Enlightened my ass.
Aydınlanmakmış, kıçımın kenarı.
Results: 217, Time: 0.0552

Top dictionary queries

English - Turkish