ENVIES in Turkish translation

['enviz]
['enviz]
kıskanıyor
jealous
envy
is envious of
imrendiğini
coveting
kıskanır
jealous
gets jealous
envies
kıskançlık
jealous
envious
envy
possessive
kıskanan
was jealous
is envious
envy

Examples of using Envies in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Is curious about nothing. She desires nothing, envies no one.
Hiçbir şeyi merak etmez. Hiçbir arzusu yoktur, kimseyi kıskanmaz.
Right, Can Manay never envies anyone.
Doğru, Can Manay kimseyi kıskanmaz.
Envies a woman who feels no pain. Why the usually compassionate Dr. Claire Browne.
Genelde pek şefkatli olan Doktor Claire Browneın… niye acı çekmeyen bir kadına imrendiğini.
Everyone envies me for being born in the royal family but in fact, I feel lonely and pathetic you have not been loved before?
Soylu bir ailede doğduğum için herkes beni kıskanır Ama, kendimi yalnız ve acınacak halde hissederim Daha önce aşık olmadın mı?
self-hating Lieutenant, who envies me… This is about a neurotic.
hayatımı ve beni kıskanan Bu, nevrotik, kendinden nefret eden.
Putting away therefore all wickedness, all deceit, hypocrisies, envies, and all evil speaking.
Bu nedenle her kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve bütün iftiraları üzerinizden sıyırıp atın.
connoisseur of relics, envies our collection!
bizim koleksiyonumuzu kıskanıyor!
They mourned his envies, one by one,
Onu kıskananlar, birer birer yas tuttu.
Is that you can be wiser than other people and no one envies you. But the one great advantage of being a dwarf.
Diğerlerinden daha akıllı olabilmene rağmen kimsenin seni kıskanmaması. Fakat bir cüce olmanın en büyük avantajlarından biri.
But the one great advantage of being a dwarf… is that you can be wiser than other people and no one envies you.
Fakat bir cüce olmanın en büyük avantajlarından biri… diğerlerinden daha akıllı olabilmene rağmen kimsenin seni kıskanmaması.
My point being that the whole world reveres the artists envies their talent, wants to be just like them.
Şu demek, dünya sanatçılara tapar. Yeteneklerine gıpta ederler. Onlar gibi olmak isterler.
I envy you, seeing so many places and knowing so much.
Sana imreniyorum, bir sürü yer görüyorsun ve birçok şey biliyorsun.
I envy that, Kathleen.
Seni kıskandım, Kathleen.
I envy you, my Lord. To love a woman so deeply.
Size imreniyorum lordum. bir kadını içten sevdiğiniz için.
Two sisters who envy one another.
Birbirini kıskanan iki kız kardeş.
But I envy you too, because… you didn't see what Papa became.
Ama ben de seni kıskanıyorum çünkü babamın ne hale geldiğini görmedin.
From this moment on, I will think of Envy Adams no more!
Şu andan itibaren, Envy Adamsı artık düşünmek yok!
I envy you, brothers.
Sizlere özeniyorum, kardeşlerim.
No, I envy you, because it's the most beautiful time.
Hayır, sizi kıskandım, çünkü bu en güzel zaman.
The Nazarene's fame breeds envy, even hatred.
Nasıralının ünü, çekememezlik doğuruyor hatta nefret.
Results: 41, Time: 0.0692

Top dictionary queries

English - Turkish