FABRICATING in Turkish translation

['fæbrikeitiŋ]
['fæbrikeitiŋ]
üretmek
to produce
to create
to manufacture
make
to build
generating
to reproduce
uydurmakla
make up
invent
fabricating
concoct
sahte
fake
false
counterfeit
bogus
dummy
mock
faux
fraudulent
decoy
sham
uydurmak
make up
invent
fabricating
concoct

Examples of using Fabricating in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Gideon, pull up the blueprints at the Bureau and start fabricating and arsenal.
Gideon, Büronun planlarını çıkart ve cephanelik üretimine başla.
And framing someone with an absurd charge. Fabricating and deleting evidence.
Saçma bir suçlamayla birilerini tuzağa düşürmek. Deliller uydurup yok ederek.
There were 2000 shops nationwide designing and fabricating neon signs.
O dönemde ülke genelinde Neon aydınlatma dizayn edip üreten 2000 dükkân vardı.
One of the best ways to control people in terms of attitudes is what the great political economist Thorstein Veblen called"fabricating consumers.
İnsanları tutum bakımından kontrol etmenin en iyi yollarından biri büyük siyasal ekonomist Thorstein Veblenin'' tüketici üretmek'' dediği şeydir.
they're going to accuse us of fabricating the story of his death.
Bizi… öldü hikayesini uydurmakla suçlayacaklardır.
Croatian journalist Slaven Relja is owning up to years of fabricating interviews while under the influence of heroin.
Hırvat gazeteci Slaven Relja, eroinin etkisi altında yıllarca sahte röportajlar yazdığını itiraf ediyor.
You accused me of fabricating evidence? Isn't it true that the night you lost that case?
O davayı kaybettiğiniz gece beni kanıt uydurmakla suçlamanız doğru mu?
To claim that Heather isn't capable of fabricating that she had a relationship with a man just because she's a girl?
Heatherın üretme yeterliliğinin… olmadığını çünkü bir kız… olduğu için bir erkek ile birlikte… olduğunu iddia etmek!
And they will proffer sub mission unto Allah on that Day, and there will stray from them that which they have been fabricating.
O gün Allaha teslim( bayrağını) çekerler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.
Behold! how they lied against themselves! and then failed them that which they had been fabricating.
İşte bak, nasıl da kendi vicdanlarına karşı yalan söylediler! Uydurdukları o tanrılar da kendilerinden uzaklaşıp ortada görünmez oldular.
Many technologies that descended from conventional solid-state silicon methods for fabricating microprocessors are now capable of creating features smaller than 100 nm,
Mikroişlemci üretimi için geleneksel katı hal silikon yöntemlerinden türeyen birçok teknoloji, şimdi 100 nmden küçük özellikler yaratma kapasitesine sahiptir,
Because of this,"tuning" was achieved by fabricating a new material, with slightly altered dimensions to create a new response.
Bundan dolayı, tonlama yeni malzemeyi üreterek hafifçe boyutlarını değiştirerek yeni bir cevap üretmek için gerçekleştirilmiştir.
I want you to start fabricating an alibi with CTU in San Diego.
San Diegodaki CTU ile, olay anında başka bir yerde olduğuna dair yalan uydurmaya başlamanı istiyorum.
there will stray from them that which they have been fabricating.
uydurdukları( yalancı ilahlar) da onlardan çekilip-uzaklaşmıştır.
be used for fabricating bombs.
ve bomba imalatı için kullanılabilir.
They will surely perish who kill their offspring in ignorance foolhardily, and forbid the food that God has given them by fabricating lies against God.
Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allaha karşı yalan yere iftira düzüp Allahın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır.
solid fuel rods' validation procedures and fabricating processes are not needed.
katı yakıt çubuklarının geçerlilik prosedürleri ve imalat işlem maliyetleri yüksek değildir.
And how do I know you won't pull a cover-up, or fabricate evidence?
Davayı örtbas etmeyeceğinizi ya da sahte deliller koymayacağınızı nereden bileceğim?
Was dismissed based on fabricated evidence, your honor. The case.
Bu dava sahte kanıtlara dayanılarak düşürülmüştü, Sayın Yargıç.
They're the main culprits that fabricate the public's opinion.
Sahte kamuoyu yaratan asıl suçlular onlar.
Results: 48, Time: 0.0553

Top dictionary queries

English - Turkish