LAUGHING in Turkish translation

['lɑːfiŋ]
['lɑːfiŋ]
gülmeyi
laugh
smile
giggle at
a chuckie
make it
gülen
smiley
happy
laugh
gulen
smilin
a laughin
gülerek
laughing
smiling
chuckling
with laughter
laughingly
and laughed and said
kahkaha
laughter
i laugh
gülüp
laughing
and
smiling
frolic
gülüyor musun
laughing
smiling
alay
regiment
make fun
ridicule
laugh
sarcasm
mockery
scoff
mocked
teasing
taunting
gülmeye
laugh
smile
giggle at
a chuckie
make it
gülmekten
laugh
smile
giggle at
a chuckie
make it
gülmek
laugh
smile
giggle at
a chuckie
make it
kahkahalar
laughter
i laugh

Examples of using Laughing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
But then I started to hear these murmurs, and laughing.
Sonra mırıltılar, gülüşmeler, kıkırdamalar duymaya başladım.
That stuff is deadly in high doses. Laughing gas?
Bu şey, yüksek dozlarda ölümcüldür. Kahkaha gazı mı?
The laughing and the tears and the cruel eyes studying you.
Kahkahalar ve gözyaşları ve insanı inceleyen acımasız gözler.
I came to thank you for not laughing in my face yesterday.
Dün benimle alay etmediğin için sana teşekkür etmeye geldim.
What are you, laughing? Oh.
Gülüyor musun? Hadi be.
And laughing.
Ve gülüşmeler.
Laughing, rejoicing.
Güler ve sevinir.
Singing along to some bad Top 40 song. And I would be… laughing.
Kahkahalar atıp berbat bir Top 40 şarkısına eşlik ederdim.
And knowing that people aren't really gone when they die. Laughing and loving each other.
Gülmek ve birbirimizi sevmek… ve insanlar öldüğünde gerçekten gitmediklerini bilmek.
He's laughing at us.
Bizimle alay ediyor.
Oh. What are you, laughing?
Gülüyor musun? Hadi be?
Kat laughing and shouting.
Kat güler ve bağırır.
Singing along to some And I would be… laughing, bad Top 40 song.
Kahkahalar atıp berbat bir Top 40 şarkısına eşlik ederdim.
Or laughing, so that Zalmoxis may see our joy?
Ya da gülmek, Zalmoxis sevincimizi görebilir mi?
Now you're laughing at me.
Benimle alay ediyorsun.
And often I will test you. You laughing?
Sen gülüyor musun? Sonra seni test edeceğim?
And laughing. Like everybody was in on something.
Sanki herkes birşeyin peşinde gibi.- Ve gülüşmeler.
Laughing Tommy, careful!
Güler Tommy, dikkat et!
And I would be… laughing, bad Top 40 song. singing along to some.
Kahkahalar atıp berbat bir Top 40 şarkısına eşlik ederdim.
Okay, no laughing, no yawning, no puking.
Gülmek, esnemek ve kusmak yok. Tamam.
Results: 2722, Time: 0.0847

Top dictionary queries

English - Turkish