MINUTE in Turkish translation

['minit]
['minit]
bir dakika
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
an
remembrance
to commemorate
to memorialize
bir dakikan
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
bir dakikaya
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
bir dakikadan
minute
wait
moment
just a moment
second
hold

Examples of using Minute in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You got a minute to go over the budget for the soup kitchen tomorrow?
Yarın çorba mutfağının bütçe aşımı için bir dakikan var mı?
System's gonna need A minute to reboot Before I can access it. Ok.
Erişebilmem için sistemin yeniden başlatılması için bir dakikaya ihtiyacı olacak. Tamam.
I need a minute. i just got out of the shower.
Duştan yeni çıktım, bir dakikaya ihtiyacım var.
Now?-You need a minute to think about it?
Şimdi mi?- Düşünmek için bir dakikan var?
Today I finally got that minute.
Bugün o bir dakikayı elde ettim.
Lieutenant, I don't think Emily Barlow has a minute.
Komiserim, Emily Barlowun bir dakikası bile yok bence.
I don't want to waste another minute.
Bir dakikayı daha boşa geçirmek istemiyorum.
It will just take a minute.
Sadece bir dakikamı alır.
But every minute counts, including the one I'm wasting on you!
Ama önemi olan her bir dakikayı sizin için harcıyorum!
And I don't want to waste a minute that I could spend with him.
Bu yüzden bir dakikayı bile boşa harcamak istemiyorum.
It will take a minute.
Bir dakikamı alır.
You have a minute egg, minute waltz, Minute Rice.
Bir dakikalık yumurta, dakikalık vals, dakikalık pirinç.
You asked what would happen if it goes past a minute.
Bir dakikayı geçerse ne olacağını sormuştun.
It wouldn't take me a minute to hot it up.
Onu ısıtmak bir dakikamı bile almaz.
It sure is. Well, listen, Heather, I won't take but a minute.
Heather, sadece bir dakikanı alacağım. Kesinlikle.
I only have a minute, but we need to talk.
Sadece bir dakikam var ama konuşmamız gerek.
She can't stand to miss a minute of a party.
Partilerin bir dakikasını bile kaçırmak istemez.
I don't think he has a minute.
Bir dakikası olduğunu sanmıyorum.
You got a minute to live. I'm an actor.
Ben aktörüm. Bir dakikalık ömrün var.
Aye, and a British trooper can get off three shots a minute.
Evet ve bir İngiliz askeri bir dakikada üç kez ateş edebilir.
Results: 23977, Time: 0.0631

Top dictionary queries

English - Turkish