RAIN in Turkish translation

[rein]
[rein]
yağmur
rain
rainy
rainfall
rain
the showers
yagmur
rain
rainy
yağmuru
rain
rainy
rainfall
yağmurun
rain
rainy
rainfall
yağmurdan
rain
rainy
rainfall
yagmurdan
rain
rainy
yagmura
rain
rainy
yagmurlu
rain
rainy

Examples of using Rain in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
the ladies' rain boots.
yok kadin yagmur çizmesidir.
Funny, we don't get much rain here in the sewers.
Çok tuhaf. Kanalizasyonda pek yağmurla karşılaşmıyorduk.
Rain falling on the lawn, as we sip our whiskey.
Viskimizi yudumlarken, yagmur çimlere düsüyor.
I will tell ya, that Black Rain had something to do with it.
Sana söyleyeyim, bunun şu Siyah Yağmurla ilgisi vardı.
Perfect timing.- It's pissin' rain out there.
Bahçivan bunu disarda birakmis. Yagmur felaket yagiyor.
Haven't heard from the weatherman, so I don't know about that rain.
Henüz meteorologdan haber yok… o yüzden yağmurla ilgili kesin bir şey söyleyemiyorum.
Any evidence that was left was washed away with last night's rain.
Eğer delil vardıysa bile dün gece yağan yağmurla beraber gitmiştir.
Well. I mean. it's no field of flowers after a spring rain.
Tamam ilkbahar yağmurundan sonraki çiçek kokusu gibi değil ama.
The greenhouses keep out the acid rain.
Seralar asit yağmurunu uzak tutmakta.
the sky gave rain, and the earth brought forth its fruit.
gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi.
Ever remember fire rain striking the ground?
Hiç bir ateş yağmurunun yere düştüğünü hatırlıyor musun?
I have never seen the fire rain in the light of day.
Ateş yağmurunu gündüz vakti hiç görmemiştim.
Folks, we think the fire rain is gonna start hitting the ground soon.
Millet, ateş yağmurunun yakında yüzeye çarpmaya başlayacağını düşünüyoruz.
Many of us fear the fire rain will come again.
Pekçoğumuz ateş yağmurunun geri geleceğinden korkuyor.
Made from Canadian rain♪.
Kanada yağmurundan yapılıyor.
It's just the damp of the first spring rain.
İlk bahar yağmurlarının nemi sadece.
Triggering acid rain.
Asit yağmurlarını tetikledi.
Up to 95% of the rain that falls here is generated by the forest itself.
Buradaki yağmurların% 95ini orman kendi üretiyor.
This is the first day of heavy rain.
Şiddetli yağmurların ilk günü.
Germany, with its cold and oppressive rain stands in stark contrast to Vegas' glaring sunshine.
Bunaltıcı yağmurları ve soğuk havasıyla Almanya Vegasın gözalan güneşine tezat oluşturur.
Results: 7602, Time: 0.0997

Top dictionary queries

English - Turkish